.

.
.

26 Şubat 2015 Perşembe

Modern yaşamın lüksü: okumak (Serdar Kuzuloğlu, 26 Şubat 2015)


Sn. Serdar Kuzuloğlu'nun kendi bloğunda yayınladığı "okumak" ile ilgili ilginç yazına aşağıda bulabilirsiniz.


Modern yaşamın lüksü: okumak

‘İstanbul’a kar yağdı, memlekete kış geldi’ şeklinde bir gazeteci klişesi vardır. Bütün ana akım medya İstanbul’da olduğundan ülkenin büyük bölümünü felç eden (ve ancak ekranına düşen ajans bülteni sayesinde haberdar olduğu) kara kışı ancak kendi üstüne kar çökünce fark eder. Ki düşününce doğrusu da budur; yerel medya bunun için -bizden gayrı- her yerde güçlüdür.
Başka mesele.
Dün İstanbul’da beklenen kar yağışı başladı, gece hızını arttırdı, bugün de devam ediyor. Okullar tatil. Akşam bir sunum yapacaktım; ertelendi. Bir ödül törenine katılacaktım, o da öyle. Mecburen yollara düşmek zorunda kalanların -yok yere çektiği- çileyi iştahla köpürten haber bültenlerini dinlerken keyifle yaptığım tostumu, demlediğim çaya katık ettim. Ardından koltuğuma ve kitaplarıma gömüldüm.
Kısmetime Halil Cibran çıktı ve her zamanki gibi keyif verdi.
Bir şeyler okumak benim gibi işi okumak, yazmak, konuşmak olanlar için dahi bunca talihsiz bir zincirlemeye muhtaç hale geldiyse düşündürücü. Yine de okumak isteyene bahane bol. Çoğu zaman çantanıza bir kitap / dergi koymak bile yeterince işe yarıyor (gün içinde farkında olmadığınız ne kadar boşluğunuz olduğunu anlamak için en iyi yöntem).
Okumak istemeyen için bahane daha da bol elbet.
Çizginin dışına taşabilmek
Belki Halil Cibran değil ama okumak bir mecburiyet. Memlekette işsizlik oranı yüzde 10’u geçmiş. Yarısı gençlerden oluşan 80 milyona dayanmış nüfuslu ve (kalitesi tartışılır) iki yüze yakın üniversiteden oluk oluk mezun veren  bir ülkede sıradanların hiçbir şansı yok.
Bu kalabalık içinde avantaj sağlamak için farklılaşabilmek; onun için deekstra bir şeyler okumak gerek. Ne mutlu ki isteyene daha önce kimsenin sahip olmadığı kadar bol seçenek var (kitaplar, bloglar, forumlar, vs).

Kaynakların herkese açık olduğu bir devirde dahi farklılaşmak hala mümkünse (ki öyle) okuyan kesim -hala- az demektir. Şahsen bundan şikayetçi değilim. Zira hayatımı bir anlamda bu sayede kazanıyorum. Bu yüzden çoğu konuşmama “size sizin kendi başınıza öğrenme ihtimaliniz olmayan hiçbir şey anlatmayacağım” diyerek başlıyorum. Yine de anlattığım şeylerin çoğunu, dinleyenlerin büyük kısmı ilk defa duymuş oluyor.

Bu blogda ya da farklı mecralarda yazdığım; televizyon yayınlarında konuştuğum hiçbir bilgi bana vahiy yoluyla inmiyor (çok isterdim). Hepsi açık kaynaklardan derleniyor  (okumak tek başına yeterli değil; anahtar kelime ‘derleme’). Bilgiye ulaşma konusunda sahip olduğum ayrıcalıklar yok denecek kadar az.
Örneğin bu blogda ya da paylaştığım sosyal medya hesaplarımda haftaözetlerine gelen yorumlara bakarsanız “bu kadar şeyi nasıl takip ediyorsunuz?” sorusunun sıkça tekrarlandığını görürsünüz. Cevabım hep aynı: saatlerce, sabırla okuyarak. Keşke başka bir yolu olsaydı.

Okumakla ‘taramak’ arasındaki fark
İnternet çağında (okuma yoluna baş koyanlarda dahi görünen) yeni bir tarz oluştu: göz gözdirme.

Bunu ilk fark edişim doksanların sonuna doğru Radikal gazetesini internete geçirdiğimde olmuştu. Haberlerimiz diğer gazetelere kıyasla daha uzun metinlerden oluşmasına rağmen istatistiklerin gösterdiği sayfada kalış süresi son derece düşüktü. Akla iki seçenek geliyordu:  ya ülkenin en hızlı okuyucuları bizi tercih ediyor ya da tıklanan sayfalar okunmadan şöyle bir kaydırılıp geçiliyordu.
İlk seçeneğe pek ihtimal vermedim.
FOMO çağında bunun yansımalarını sadece yazıda değil videolarda da görmek mümkün. Sonuna kadar izlenen videoların oranı sürekli düşüyor.

Yine de EN ilginç haller e-kitaplarda.

Elektronik kitapların (daha doğrusu e-kitap okuyucuların) tek tıkla satın alıp okumaya başlama, (İngilizce başlıklarda) zengin seçenek, taşınabilirlik, tabletler gibi göz yormama, arama yapabilme, not tutabilme gibi birçok avantajı var (e-kitap formatında okumanın zihne kağıttan okumak kadar işlemediğini savunanlar da yok değil).

Özellikle yabancı kitaplarda kullandığım Kindle Paperwhite‘ın çok ilginç birsosyalleşme özelliği var. İsterseniz okuduğunuz kitabı okuyan diğer kullanıcıların hangi cümlelerin altını çizdiğini ve ne gibi notlar tuttuğunu görebiliyorsunuz. Bu kitaptan aldığınız keyfi katlıyor (yorumcuların genelde çok azının yorum yazdığı şeyi okuduğunuunutmalayım biz yine de).

(Kobo’da kullanıcıya da açık olan) bu okuma performansının kayıtları başka hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz bazı ayrıntıları da içeriyor. Kindleözelinde bunu şöyle özetleyebiliriz: (Kindle’ın üreticsi) Amazon, kimin hangi kitabı okuduğunun ötesinde kitabın ne kadarını ne kadar süre okuduğumuzu da biliyor.

Eş dost alışverişte görsün
Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü Jordan Ellenberg geçen yıl bu verilerinden yola çıkarak bir araştırma yaptı. Yöntem olarak Kindle ile altı çizilen satırların hangi sayfalarında yoğunlaştığına baktı. Böylece kitapların ne kadarının okunduğunu hesapladı (öngördü de diyebiliriz).

2014’ün en çok satanlar listesinde yer alan e-kitaplar üstünde yürüttüğü çalışmanın sonucu kelimenin tam anlamıyla ibretlikti (listedeki satırların sonunda yer alan yüzdelik değer kitabın ne kadarının okunduğunu temsil ediyor):

·         The Goldfinch / Donna Tartt / %98.5
·         Catching Fire / Suzanne Collins / %43.4
·         The Great Gatsby / F. Scott Fitzgerald / %28.3
·         Fifty Shades of Grey / E.L. James / %25.9
·         Flash Boys / Michael Lewis / %21.7
·         Lean In / Sheryl Sandberg : %12.3
·         Thinking Fast and Slow / Daniel Kahneman / %6.8
·         A Brief History of Time / Stephen Hawking / %6.6
·         Capital in the Twenty-First Century / Thomas Piketty / %2.4

Son yılların küresel çapta en popüler kitabının en okunmayan kitap olması gerçekten düşündürücü. 768 sayfalık hacminin bunda mutlaka etkisi vardır ama yine de bu sadece %2,4’ünün zihinlere yerleşmiş olmasını açılamak için yeterli değil. Rakama vurduğumuzda ortalam sadece 26 sayfası okunmuş bir kitaptan söz ediyoruz!
Frenkler bu duruma edebi kuraklık diyor.
Daha ilginç bulgular da var. Örneğin:

·  En çok altı çizilen kitapların başında ‘The Hunger Games’ (Açlık Oyunları) geliyor.
·         
    İncil, Kindle’da (da) en popüler kitap.

·  Telif hakkı bittiğinden dolayı ücretsiz indirilebilen eski dönem klasiklerini hemen herkes çekiyor. Ama neredeyse hiç kimse okumuyor.

·  İnsanlar hayatını düzenleme / düzeltme konusundaki kitaplara fena halde meyilli (kişisel gelişim denen martaval her yerde popüler).
·  
    Romanlara ilgi azalıyor.

·   Yüklenen ders kitapları arasında en popüler olanlar tıp alanında.
·         
    ABD Başkanları arasında altı en çok çizilen kitabın sahibi George W. Bush (güler misin, ağlar mısın?).

Spor salonuna yazılınca zayıflayacağımızı sanmamız gibi kitap alınca (ya da bir yerlerden indirince) okuyacağımızı, film / dizi / şarkı çekince izleyip dinleyeceğimizi sanıyoruz.
Siz neyse ki en azından bu yazıyı okumuş oldunuz.

YOKSA SADECE GÖZ MÜ GEZDİRDİNİZ?


19 Şubat 2015 Perşembe

Cehalet - Bilimi İleriye Taşıyan Güç, Stuart Firestein (Derleyen: Halit Yıldırım )









Cehalet
Bilimi İleriye Taşıyan Güç
Stuart Firestein
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi

Halit Yıldırım tarafından hazırlanan kitap özetini indirmek ve okumak için tıklayınız:

https://www.dropbox.com/s/uhervq1f142p28i/CEHALET.docx?dl=0







Zehra İpşiroğlu ve Düşünmeyi Öğrenme (Mustafa Özcan, 20 Şubat 2015)


Zehra İpşiroğlu ve Düşünmeyi Öğrenme

1949 yılında doğan Prof. Dr. Zehra İpşiroğlu yüksek öğrenimini İstanbul, Freiburg ve Berlin üniversitelerinde Alman Dili ve Edebiyatı ile Felsefe bölümlerinde tamamlamıştır. Ardından 1976 yılında İÜ Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne öğretim üyesi olarak girmiştir. Burada sonuncusu bölüm başkanlığı olan görevlerde bulunduktan sonra gittiği Almanya’da 1998 yılından bu yana Duisburg-Essen Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görevlidir.

Yaratıcı eğitim ve öğretim alanındaki çalışmaları ile ilgili 30’un üzerinde yapıtı imece kitap şeklinde yayımlanmış olan yazarın yurtdışında da yazın, tiyatro, eğitim hakkında çıkmış olan yayınları bulunmaktadır. Şimdilerde Köln'de yaşamakta olan İpşiroğlu’nun ilgili olduğu alanlarda Türkiye’de almış olduğu pek çok ödülü vardır(*).

Ancak benim üzerinde özellikle durmak istediğim konu yazarın üçüncü baskısını yapan Düşünmeyi Öğrenme ve Öğretme adlı kitabı ile ilgili görüşlerdir(**).

Bana göre kitabın asıl önemi, eser hakkında H. Yıldırım’ın (***)yaptığı eleştirel derlemeden aldığım aşağıdaki alıntıda belirtilen  
            “Düşünmek, aynen fiziksel hareket gibi bir enerji harcamayı gerektirir. İnsan ise doğal olarak enerji sarfından kaçar. Ezber ise düşünmeyi gereksiz kıldığı için bu doğal eğilime uygundur. Kişi ezberledikçe bunun rahatına alışır ve düşünmez olur. Çoğu insanın "düşündüğünü" sandığı şey ise ezberledikleri arasında yaptığı gezintidir.”

şeklindeki veciz görüş üzerine kurulmuş olmaktan kaynaklanmaktadır. 

Gerçektende, psişik temeller esas alınarak düşünme sürecinin irdelenmesi yapılmak istendiğinde, hemen daha ilk adımdaki ayrım olarak düşünceyi kaynaklarına göre temaşa  (görsel gezinti, kontemplasyon), düşünüm  (düşüncenin zihnen katlaması süreci) ve istiare (yaratım hali, yaratıcı derin düşünme;  meditasyon da denir) şeklide olaraktan üç grupta ulamlaştırmak mümkündür.

Temaşaya bağlı olan ilki, yani etrafı seyredip bir neden aramaksızın şeyleri bellemek, ezberlemek; diğer bir deyişle, basitçe zihnen kaydını yapmak şeklinde olanı, Türk insanı için maalesef ‘Türkün aklı gözündedir’ deyişine uygun olarak en çok başvurduğu düşünme şekli mahiyeti ile öne çıkandır. Ve gene maalesef, düşünsel evrimde ikinci aşamaya karşılık gelen düşünüm (refleksiyon) nedensellik arayışı karakterli olduğundan tarafımızca pek de itibara mazhar olmamaktadır.

Bundandır ki, nedensel karakterli uslamlama tarzından uzak durup genel olarak sonuçta bilgi sahibi olmadan her zaman fikir sahibiyizdir.

Mustafa Özcan (20 Şubat 2015)
___________________________________________
(**) DÜŞÜNMEYİ ÖĞRENME ve ÖĞRETME, Prof. Dr. Zehra İPŞİROĞLU, Genişletilmiş 5. Baskı, SAY Yayınları, İstanbul, 2015,  119 s.



27 Ocak 2015 Salı

Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi - Yuval Noah Harari (Timur Otaran, 27 Ocak 2015)


Sapiens İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi (Sapiens, A Brief History of Humankind) - Yuval Noah Harari


En çok satanlar arasına girmiş, otuzdan fazla dile çevrilmiş ve Eylül 2014’de İngilizce yayınlanmış olan Sapiens’in, internet kursunu bitirenlerin sayısı kısa zamanda 100 bini geçmiştir.

Harari bütünsel bir tarih anlatımıyla, fizik (13.7 milyar yıl önce), kimya (300 bin yıl sonrası) ve biyoloji (3.8 milyar yıl öce) ile tarihin (70 bin yıl önce) bağlantısını, daha karmaşık sistemlere geçiş olarak açıklamış ve 2.5 milyar yıl önce ortaya çıkan çeşitli insan türlerinden son 10 bin yılda yaşamda kalan tek tür olan Sapiens’in tarihinin, 70 bin yıl önce idrak devrimi ile başladığını, 12 bin yıl önce tarım devrimi ve 500 yıl önce bilim devrimi ile geliştiğini söylemiştir.

İnsana aynı anda hem tarihsel, hem biyolojik açıdan bakan Harari, diğer hayvanlar arasında orta sıralarda yer alan Sapiens’in, beyin farkı ile en tepeye, görece çok kısa bir sürede (100 bin yıl) çıkmasının hazımsızlığının yaşandığını ileri sürmüştür.  Diğer türler ile farklılaşmayı getiren, doğumdan sonra da gelişmeye devam eden büyük beyni oluşturan sebebin bilinmediğini; fakat bu evrimin biyolojik ve kültürel sonuçlarını ilginç örnekler vererek anlatmıştır. Sapiens’in beyninin büyümesinin, bağırsak boyunun kısalmasının ve ateşin bulunmasının gerçekleştiği dönemde (100 bin yıl önce) varlığı bilinen en az 6 insan türünden günümüze kalan tek türün, 4 milyar yıllık doğal seçim yasalarını değiştirme yeteneği kazanmasının sonuçları neler olacaktır?

250 yıl önceki endüstri devrimi ve 50 yıl önceki enformasyon devriminden sonra gelen biyo-teknik devrimi ile biyo-mühendislik ürünü insan sonrası aşamaya mı geçilecek? Arzu ve duyguların temel yapısının pek fazla değişmediği düşünülür ise, yaşanılan çevreyi belirlemede elde edilen eşi görülmemiş gücün kullanılmasındaki sorumluluğu üstlenmeye kim hazırdır?

Harari kışkırtıcı sorular ve canlı bir dil ile okuyucuyu kendine bağlıyor ve çok değişik kaynaktan derlediği bilgiler ile bugünün kaygılarını geçmiş olaylar ile bağlayarak tarihe bütünsel bir bakış sunuyor.


Timur Otaran (27 Ocak 2015)


21 Ocak 2015 Çarşamba

Yerel Literatür ve “Yeniçiftlik Köyü” (Mustafa Özcan, 21 Ocak 2015)

Yerel Literatür ve “Yeniçiftlik Köyü”

Bilindiği gibi Türkiye’de yerleşimlerin ve yörelerin yerel tarihi, demografisi, sosyo-kültürel yapısı gibi tekil-özgül konular hakkında monografik bir literatür oluşturmak isteyen herkes çalışmasının hemen ilk aşamasında önemli düzeyde yazılı kaynak, yani literatür eksikliği ile karşılaşır.

Diğer taraftan bulanabilen literatürden ise bu kez bunların konu içeriği ve bilgi yeterliliği yönü ile eksikliğinden şikâyet edildiğini biliyorum. Bana göre çok önemli olan bu hususa daha makalenin en başında dikkat çekmek istediğimden konuya değinmek istiyorum.

Güney Marmara Bölgesi’ndeki yerleşim birimleri hakkında yaptığım araştırmalarda da yukarıda vurgulaman husus doğrultusundan olarak söz edersem bulduğum kitap sayısının da az olduğunu belirtmeliyim. Kabaca bir tahmin yapmam gerekirse tüm Bölge için sadece düzine ile sayılabilecek kadar kitap olduğunu –sadece- tahmin yaparak söyleyebilirim.

Öte yandan, tahmin yaparak bir şey söylemek zorunda kalmışlığımın nedeni ise bu tür bilgilere erişmenin maalesef mümkün olamayışındandır.  Çünkü kütüphanecilik alanına giren bu tür yerel literatür ile ilgili istatistiksel veriler halen Ülkemiz için lüks sınıf bir olgu mahiyetinde bir durum sunmaktadır. 

Bu durumun kapsamının hiç olmazsa küçük bir yörede değişmiş olduğunu görerek başlığın ikinci kısmındaki hususa değinmek istiyorum.

Yukarıda vurgulanalar doğrultusunda hazırlanmış olup Güney Marmara Bölgesi‘nin kentleri, beldeleri, köyleri hakkındaki yerel konuları kapsayıp benim elime geçen kitaplar arasında bilgi miktarının yeterliliği mahiyeti ile beni en çok tatmin eden yapıtın Çanakkale/Biga’nın Yeniçiftlik Köyü hakkında yazılmış “Yeniçiflik Köyü” adıyla yayımlanmış olan kitap olduğunu söyleyebilirim.

Bu nedenle kendimde bu yapıtın tanıtımını yapmak şeklinde bir sorumluluk hissettim.

İkinci baskısı Bursa Ekin Yayınevi’nce 2014 yılı sonuna doğru yapılarak 2015 başında piyasaya sürülmüş olan yapıt, halen Biga’nın en büyük köylerinden biri olma niteliğindeki bu yerleşim yerinin tarihsel, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını konu edinmektedir.  

Necdet Zeki Gezer ve Kemal Gözler tarafından diğer birkaç yöre temsilcisinin biyografik kısa metinsel katılımı ile yazılmış olan kitabın 848 sayfalık hacmi Ocak 2003’te yapılan ilk baskıya göre neredeyse üçe katlanmış olmakla birlikte beklentilere uygun olarak konu çeşitliliğinde ayni sayısal düzeyde bir değişiklik olmamıştır.

K. Gözler’ce, Köy ile ilgili olabilecek 1900 yılına dek geçen safahattaki konuların kaleme alındığı Birinci Kısım‘daki giriş ve 10 Bölüm’de ‘93’ Harbi sonrası Bulgaristan’dan gelen Muhacır ve Pomak atalarının kökeni ve Köy’ün kuruluşu ile ilgili detay bilgiler verilmekte, olaylar ve öyküler anlatılmaktadır.

N. Z. Gezer tarafından kaleme alınmış İkinci Kısım’ın 13 Bölüm’ündeyse 1900 yılı sonrası yaşanan pek çok değişik olay konu edilerek ağırlıklı olarak Köy’deki yaşam ile ilgili olabilecek neredeyse her şeye değinen yazılı bir sosyal tarih oluşturulmuştur.

Bu kapsamda değerlendirildiğinde yerel sosyal tarih için bir kazanım olan Yeniçiftlik kitabı bu köyden köken alanlar için olduğu kadar tüm Güney Marmara Bölgesi insanı, hatta yerel sosyal, demografik ve tarihi konularına merak salmış kişiler için de çok yararlı bilgiler ve konular içermesi yönüyle okunmaya değer monografik bir literatür mahiyeti sunmaktadır.

Mustafa Özcan (21 Ocak 2015)



17 Ocak 2015 Cumartesi

“Küçük Prens” ve de Saint-Exupery (Mustafa Özcan, 17 Ocak 2015)


“Küçük Prens” ve de Saint-Exupery

Başlık yeryüzünde tarih boyunca en çok satmış on kitaptan birinin adı. Ayrıca bilgi olması için aktarmış olayım; en çok satan ilk kitap ise İncil’dir. Öte yandan “Küçük Prens” ilk basılışından bu yana 72 yılı tamamladığından yapıt artık fikri mülkiyet haklarının koruma şemsiyesi altındaki süresini doldurmuş bulunmaktadır. Bu nedenle de isteyen herkesçe basılıp satılabilir duruma gelmiş bir yapıt hüviyetini kazanmıştır.

Kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupery  (1900-1944) tarihte öncü havacılar arasında sayılan bir Fransız asilzadesi ve ulusal kahramanıdır. Yazarlığıysa 1926’dan itibaren yirmi yıla yakın bir süre içinde havacılıkla ilgili olarak yazdığı 10 civarındaki kitaptan dolayıdır. Türkiye için havacılık bağlamında ulusal kahraman Vecihi Hürkuş ne ise Fransa için de Saint-Exupery O’dur. Ancak O’nun bir farkı vardır: Kitapları. Yazarlığında, havacılığı sevdirerek yaygınlaştırmak şeklinde bir amaç gütmüş olsa da çocuk yaştayken yitirdiği erkek kardeşine olan sevgisi O’nda insancıl bir ruh dünyasının gelişmesine, daha sonraki dönemlerde ise bu ruh halinin üzerine hümanistik bir boyutun oluşarak şekillenmesine yol açmıştır.

Öte yandan İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransa Almanlar tarafından işgal edilince pek çok Fransız asili gibi O da ülkesini terketmiştir. Bir tür sürgün hayatı yaşadığı ABD’nde geçirdiği o yıllar, kendi zihniyetinin dışında karşıt kutuplu bir anlayışı görmesine olanak verdiğinden bu durum O’na o zamanın ruhu olarak görülebilecek Amerikan mentalitesini anlama fırsatını sağlamıştır.  Maddeci ve maddi yaklaşımlı olarak görülebilecek Amerikan pragmatizmi’nin yarattığı yabancılaşma ve İkinci Dünya Savaşının travması Saint-Exepury’ye Küçük Prens kitabını yazdırmıştır.

Kitap içeriği uçakla gidilerek ziyaret edilen dünya dışı yedi asteroid’te karşılaşılan yaşam biçimlerini çocuk gözü ile anlatan fantastik tarzdaki uzun bir öykü olarak ortaya çıkmıştır. Teması buralarda karşılaşılan yaşantıların anlamsızlığı üzerinedir. Yazarın kitapta ele aldığı yedi insani evren özetle şunlardır:

  1.     Üzerinde tek bir gül bulunan dünya
  2.     Tebaası olmayan yalnız bir kralın yaşadığı yer
  3.     Yalakalarca etrafı sarılmış bir narsistin dünyası
  4.     İçki müptelası birinin dünyası olan bir yer
  5.     Dünyası sadece sayılar olan bir kişinin asteroidi
  6.     Tek işi sokak fenerlerinin yakılmasından ibaret olan birinin yeri
  7.     Meşguliyetin dolayı bulunduğu asteroidi bile gezemeyen bir haritacının dünyası

Kitabın yayımlanmasından sadece bir yıl sonra ABD pilotu olarak Kuzey Afrika’ya keşif yapmak üzere havalanmış olan uçağının Almanlar tarafından düşürülmesi ile yaşamını yitiren Saint-Exupery’nin cesedi değil ama uçağı 2000 yılında Marsilya açıklarında balıkçılar tarafından bir tesadüf sonucu bulundu.

Kitap bu günlerde yeniden tüm dünyada Fransa’da yaşanan Charlie Hebdo olayı ile eş zamanlı olarak gündeme gelmiş bulunmaktadır.

Mustafa Özcan (17 Ocak 2015)


13 Kasım 2014 Perşembe

The New Fontana Dictionary of Modern Thought (Mustafa Özcan, 13 Kasım 2014)


The New Fontana Dictionary of Modern Thought

Değerli kitapsever dostlarım;

Taksim TÜYAP’ta yapılmış olan ilkine katıldığımda büyük heyecan ve mutluluk duyduğum Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın 33.’sünün gerçekleştirildiği şu günlerde bu vesile ile benim için çok özel birkaç kitaptan biri olan The New Fontana Dictionary of Modern Thought adlı yapıtı sizlere özellikle tanıtmak istiyorum.  

Çünkü dünyayı mümkün olduğunca net olarak görmek üzere ona holistik mahiyette bakmak isteyen kişilerin her yeni düşünce alanında aşkın olarak yapacakları kavram tabanlı arama ve irdelemeler sırasında başvuracakları temel bir atıf kaynağı olarak böyle bir yapıta her zaman gereksinimleri vardır.

Kitap İngilizce dili için modern düşüncenin mesleki boyutları olan teknoloji konuları dışında kalan bütün düşünsel alanlara yönelik arayışlarda bir referans ve de entelektüel kaygıya sahip kişiler için bir düşünler başucu kitabı olma özelliğindedir. Nitekim bu özelliği ile eşsiz bir nitelik sunan yapıt, esas olarak benim yıllardan beri başım sıkışınca hemen elime almakta tereddüt etmediğim çağcıl özellikte bir “düşünceler derlemesi sözlüğü’ dür.

Baş editörlüğü A. Bullock ve S. Trombley tarafından yapılarak 326 uzman katılımcın çabası ile 4000 çevresinde girişli olarak hazırlanmış olan Sözlük, tipik bir referans kitabı olarak tanınmış düşünür kişiler hariç neredeyse her tür konuya değinmekte olduğundan özellikle de entelektüel kaygıya sahip aydınlara yönelik vazgeçilemez bir kaynaktır.  Kitabın bu yönünü önemi nedeni ile tekraren vurgulayarak belirtmekten geri durmak istemiyorum.

İlk kez Fontana Press şirketince 1977 yılında yayımlanmaya başlayan, adının Türkçe karşılığı Fontana’nın Modern Düşün Sözlüğü olan bu yapıtın kırk yıla yaklaşan bir süreden beri yapılmış olan üç baskıdan sonuncusu olan 2000 yılına ait üçüncü baskısı, gözden geçirilerek genişletilmiş olan bir metin olarak bu kez HarperCollins tarafından yapılmıştır. Son baskısında yaklaşık 1000 çevresindeki giriş tamamen yenidir. Önceki 1988 baskısından kalanların çoğuysa büyük ölçüde revize edilmiş veya yenilenmiş olarak 2000 sürümü için yazılmıştır. Genişleme ile eklenen alanların başında bilgisayar, kimlik siyaseti ve çevre çalışmaları gibi günümüz ana konularının yanı sıra perestroyka, tanrı, cemaatçilik, yeni dünya düzeni, Afrika merkezcilik, eboniks, üçüncü dalga, feminizm, sanal gerçeklik, kültür sıkışması, klonlama, sömürgecilik, bulanık mantık, yapay yaşam, kâğıt mimarisi ve infoprenör, komünitaryanizm gibi yaftalar altında 21. Yüzyıl için önem sunan bu gibi düşünceleri de içinde barındırmaktadır.


Gerçi bu tür etiketlere yönelik sanal domenin internet dünyasındaki aramalar için “hazreti google”a başvurmak atılan ilk adım olmaktadır. Bununla birlikte, basit bir tıklama ile böylece gelen söz konusu devasa bilgi yığını içinden hedefe yönelik en uygun olan bilgiyi oradan bulup çıkarmanın ne denli müşkülat yaratmakta olduğu artık herkesin malumudur sanırım. Bu nedenle de genel referans niteliğindeki bilgileri açık ve seçik olarak net bir şekilde sunacak özelikteki “düşünceler derlemesi” tipindeki kitapların eskisinden çok daha önemli olmaya başladığı bir döneme girmiş ulunmaktayız diye düşünüyorum.

Mustafa Özcan (13 Kasım 2014)