.

.
.

8 Ocak 2016 Cuma

Bir Prens aranıyor (Kanat Atkaya - Hürriyet Gazetesi, 5 Ocak 2016)

Bir Prens aranıyor


PRENS, beş asırdır önemini koruyan bir klasik, siyasal düşünce tarihinin yeri sarsılmaz kitabıdır.
Niccolo Machiavelli’nin (Makyavel) “Adalet güçlüden yanadır” vurgusunu ön plana çıkardığı eseri, gücü eline geçirenler için “eşsiz tilkilikler” önerir.
İşin ahlaki yönlerini bir kenara bırakmakta sorun yoktur; mutlak iktidarı sürdürebilmek için her yol mubahtır yazara göre.




“Eşsiz tilkilikler” dedim ya...
Makyavel kitabının “Prensler sözlerini nasıl tutmalıdırlar?” başlıklı bölümünde ‘Prens’in hem aslan, hem tilki olması gerektiğini vurgular.
Yalnızca aslan gibi güçlü olmak veya yalnızca tilki gibi kurnaz olmak yetmez.
Aslan gücüne fazla güvenerek tuzaklara düşebilir, tilki de yalnızca kurnazlıkla işleri yürütebileceğine inanarak çuvallayabilir.
Yine de tilki kurnazlığının biraz daha ön planda tutulması gerektiğini düşünür okur verdiği örnekleri görünce...


*


“Sözünü tutmayan prenslerin haklı gerekçe bulmakta zorluk çekmeyeceklerini”belirttikten sonra şöyle devam eder sözlerine:
“Bu yapıyı (tilki kurnazlığını) iyice allayıp pullamayı, göz boyamayı ve renk vermemeyi iyi bilmek gerekir.
Ve insanlar öyle sıradan olurlar, güncel gereksinimlere öyle kolay boyun eğerler ki, aldatmak isteyen hep aldanacak birini bulur...”
Makyavel bu noktada 1492-1503 tarihleri arasında VI. Alexander adıyla papalık yapan ve kilisenin siyasal etkisini arttırarak çıkarlarını beslemeye yönelik bir politika yürüten Rodrigo Borgia’yı örnek olarak sunar okuyucuya:
“(VI. Alexander) insanları aldatmanın dışında bir şey yapmamış, bir şey düşünmemişti ve her zaman bunu uygulayabileceği birilerini bulmuştu.
Hiç kimse bir şeyi ondan daha büyük bir heyecanla savunup, ateşli antlar içip, sonra da unutmaya kalkmamıştır; yine de aldatmacaları hep istediği amaca ulaşmıştır. Bunun nedeni dünyanın ‘bu yönünü’ çok iyi bilmesidir...”

*


Âlem adammış yahu şu Makyavel...
‘Prens’in kitap boyunca bahsettiği çeşitli niteliklere sahip olması şart değildir, sahipmiş gibi davranması yeter de artar...
“Talihin rüzgârlarına ve değişen durumların gereklerine ayak uyduracak kafada olması, iyilikten uzaklaşmayacakmış gibi davranması ama gerektiğinde kötüye başvurmayı da bilmesi” huzurla iktidarını sürdürmesini sağlar.

“Peki bu kadar yanardöner bir ‘Prens’i halk ne yapsın?” diyenlere de şöyle cevap verir:
“...Sıradan insan hep görünüşten, (yöntemden değil) bir işin sonucundan etkilenir.
Ve dünya sıradan insanlarla doludur ve çoğunluğun dayanacak bir yeri olduğunda azınlığın bir önemi yoktur...”

*


Konuyu popüler bir figürle düğümleyelim sevgili okur...
Severek, heyecanla izlediğim “House of Cards” dizisinde ABD Başkanı Frank Underwood karakterinde döktüren Kevin Spacey geçiyor gözümün önünden “Prens”i yeniden okurken.

Diziyi takip edenlerin malumudur; bizzat cinayet işleyen, uyuşturucu kullanan ve toplumu rahatsız edecek daha pek çok özelliği bulunan Underwood karakterinin “gerçek hayatta aday olması” durumunda seçileceğini ortaya koyan anket sonuçları var!
Senaryoyu yazanların Makyavel’i hatmettiklerine adım gibi eminim.

*


Ezcümle; her toplumun bir ‘Prens’i sevmek potansiyeli vardır, bizim başımız da kel değil herhalde.
Bu zorlu dönemde, tilkilerin kuyruklarının birbirine değmeden dolaştığı bu coğrafyada bize de bir prens lazım; çok ararsak bulacağımıza, bu sağduyusu yüksek topluma inancım tam.
Ha gayret...

Kanat Atkaya (5 Ocak 2016)
--------------------------

(Prens, Niccolo Machiavelli, Türkçesi: Rekin Teksoy, Oğlak Yayıncılık, 1999)


http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/kanat-atkaya_25/bir-prens-araniyor_40035725 



20 Ekim 2015 Salı

Uzay: Bir İnsanlık Serüveni (Mustafa Özcan, 20 Ekim 2015)



Uzay: Bir İnsanlık Serüveni

Değerli Prof. Dr. Fuat İnce tarafından kaleme alınmış Uzay adlı kitabın tanıtımı yapmak benim için memnuniyet verici bir husustur. Kitabın tam olarak adı Uzay: Bir İnsanlık Serüveni; Bilimleri, Teknolojisi, Hukuku, Politikaları olduğundan içeriği dahi konu hakkında oldukça geniş bir bilgilendirmeye işaret etmektedir. Kitapta kapsanan uzay konusuna yönelik tüm bu içerik genelde konunun tam da bu tür bütünsel bir tarz ile ele alındığının göstergesi olarak dikkat çekmektedir.

Ayrıca bu kapsam Prof. Dr. Fuat İnce’nin konu ile ilgili geniş vukufunun da bir göstergesi olmaktadır. Fuat İnce mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesi sonrası yüksek lisans ve doktorasını University of İllinois’ten almıştır. Öte yandan, Prof. İnce’nin kariyerinde yurtiçi ve yurtdışı pek çok üniversitedeki akademik görevin yanı sıra TÜBİTAK, NATO ve BM nezdindeki çalışmaları da Türkiye için olağan dışı kayda değer katkılar olarak görülmelidir. Değerli hocamız halen Hava Harp Okulu ve Harp Akademileri’ndeki bu konudaki derslerine devam etmektedir.

Uzay hukuk ve politikalarının bilim ve teknoloji konuları ile birlikte tamlık içinde sunuluyor olması nedeni ile bir ilki ortaya koymakta olan kitabın bu boyutunun okuyucu tarafından takdir edileceğini düşünmek herhalde doğru bir beklentidir. Evren ve uzay hakkında gökbilimin tarihçesi de dâhil olmak üzere günümüze kadar olan gelişmeler hakkındaki bilimsel bilgilerin aktarıldığı birici bölüm okuyana bilimsel bir serüven yaşatmaktadır.

Yazarın Öteki Uzay diye adlandırarak aktardığı hukuk ve politikalar hakkındaki ikinci bölüm ise 370 sayfalık kitabın yarısından fazlasını kapsamakta olduğundan bu konuda özel bir sunum  durumu sergilemektedir. Yazarın Önsözde vurgulayarak dile getirdiği Türkiye’de “Uzay Ajansı” tarzı bir kuruluşun eksikliğinin yarattığı olumsuzlar yönündeki düşüncesine ise katılmamak mümkün değildir. Hele hele 1992’de ve sonra da tekraren 2004 yıllında konunun resmi mercilerce ”öncelikli milli politika” mahiyeti ile ilan edilmesine karşın halen atıl olarak kalmış olması son derece üzücü bir durumdur.

Prof. Dr. Fuat İnce’ye değerli çalışmasından ötürü takdir ve teşekkürmü bu vesile ile bir kez daha iletmeyi bir gereklilik olarak görmekteyim.

Mustafa Özcan (20 Ekim 2015)



11 Ekim 2015 Pazar

Yabancı (Albert Camus) (Gülçin Otaran, 11 Ekim 2015)


Yabancı (Albert Camus)

Diğerlerinden farklıydı. Olaylara duygusalık yüklemeden nedensel bakıyor ve  çoğunluğun dışında kalıyordu. 

Birçok insan duygulu, buna karşın acımasız, mantıksız, ve kendine yabancıydı. Oysa o kendinle son derece samimi, düz, basit ve çelişkisizdi. Diğerlerinin yaptığı gibi başkalarının dünyası ile değil daha çok kendi dünyası ile ilgiliydi. 

Başkalarının gözünde ise herşeye kayıtsız adeta bir caniydi. 

İşlediği cinayet olayların o sıradaki akışı nedeniyle meydana gelmiş ve tesadüflerin birbirini takip etmesi sonucu ortaya çıkmıştı.  Ancak kendisi gibi olmayanı hele kalıpsal ve duygusal reaksiyon göstermeyeni ve kendine benzemeyeni anlamak yerine suçlamaya yönelik baskıcı güç birliği üzerine kurulmuş sistem onu mahkum etti.

Gülçin Otaran (11 Ekim 2015)


10 Ekim 2015 Cumartesi

Kitap ve Okumak ile İlgili Karşılaştırmalar (*)


Kitap ve Okumak ile İlgili Karşılaştırmalar (*)

Okumak, çocukların kültürel gelişimlerini tamamlamaları ve bilgi çağını yakalamaları için hava gibi, su gibi, yemek gibi günlük hayatlarının bir parçası olmalıdır.

Maalesef Türkiye’de ihtiyaç malzemeleri sıralamasında kitaplar 235. Sırada yer almaktadır.

Türk çocukları kitap okuma konusunda çoğu Afrika Ülkelerinin gerisinde kalmış durumdadır. Japonya’da toplumun % 14 ü, Amerika’da % 12 si, İngiltere’de ve Fransa’da %21i düzenli kitap okurken Türkiye ‘de yalnız 10.000 kişide 1 kişi düzenli kitap okuyor.

Nüfusu 7 milyon olan Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken,73 milyon nüfuslu Türkiye’de bu rakam 2-3 bin civarında kalıyor.

Türkiye’de 1 kişinin kitap okumaya ayırdığı zamanın; bir Norveçli 300, Amerikalı 210, İngiliz ve Japon 87 katını ayırıyor dünya. Ortalaması da Türklerin ayırdığı zamandan 3 kat fazla.

Dünya’da ki en iyi 500 üniversite sıralamasında Türkiye ‘de ki üniversiteler yine en son sıralarda yer almaktadır.

Kitap için Norveçli 137, Alman 122, Belçika ve Avusturyalı 100 dolar, Güney Koreli 39 dolar ayırıyor. Dünya ortalaması 1,3 dolar iken, Türkiye’de bir kişi kitabı yılda ancak 0,45 dolar harcıyor.

ABD ‘ de yılda 72 bin adet konusu farklı kitap basılırken (72 bin farklı model gibi), Rusya’da 58 bin . Japonya’da 27 bin, Türkiye’de ise 7 bin kitap basılıyor.

İngiltere’de ortalama bir gazete olan günlük The Sun gazetesi Türkiye’deki gazetelerin toplam tirajı kadar satıyor.

Dünyada çocuklara özel günlerde kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. Sırada yer almaktadır.

Türkiye’deki kahvehane ve kütüphane sayılarının kıyaslaması şöyledir; Kütüphane sayısı: 1.412-Kahvehane sayısı: 570.000-Buna göre 49.000 kişiye bir kütüphane düşerken, 122 kişiye bir kahvehane düşmektedir.

Japonya’nın %14 ü sürekli kitap okumaktadır. Abd nin %12 si , Almanya’nın %11 i, İngiltere’nin %11 i , Türkiye’nin %0.01 i kitap okumaktadır.

Türk halkı kitap okumaya yılda yalnızca 6 saat ayırıyor. Türkiye kitap okuma konusunda çoğu Afrika ülkesinin gerisinde kalmış durumda.

Dünya kitap okuma ortalaması Türkiye nin kitap okuma ortalamasından 3 kat fazla.

Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.

Japonya’da yılda 4 milyar 200 milyon kitap basılıyor. Türkiye’de sadece 23 milyon kitap basılıyor. (Kişibaşına ise değerler 38’e karşılık 0,3, yani 126:1)

Türkiye, Birleşmiş milletler insani gelişim raporunda Malezya, Libya ve Nijerya gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sıradadır.

Japonya’da kişi başına düşen kitap sayısı yılda 25, Fransa’da 7, Türkiye’de ise yılda 12 bin 89 kişiye bir kitap düşüyor.

Dünyada yetişkinlerin okuma oranının araştırılması yeni bir bilim dalı olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.

Dünyada çocukların okuma oranının araştırılması yeni bir bilim dalı olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı.

Çocuklara kitap hediye edildiği zaman çocukların okuma becerisi gelişir, okumak alışkanlığa dönüşür ve beraberinde alışkanlık sorumluluğu geliştirir bilinç büyümesi başlar. Kapasite gelişimi fiziksel gelişim gibidir. Kapasite farkındalığı yaratır sonra düşünce üretimi başlar. Üretilen her yararlı düşünce topluma doktor, öğretmen, bilim insanı vs.. olarak geri döner.
____________________
(*) http://www.ozetkitap.com/dan kısaltılmış alıntıdır.




15 Eylül 2015 Salı

Gerhard Medicus’un İnsani Ruh ve Beden Birliği Hakkındaki “Human Being” Adlı Kitabı (Mustafa Özcan, 15 Eylül 2015)


Gerhard Medicus’un İnsani Ruh ve Beden Birliği Hakkındaki “Human Being” Adlı Kitabı

Tanınmış bir yazar olan Gerhard Medicus’un 2012’de Almanca olarak yayımlanmış kitabı 2015’te İngiliceye çevrilerek VWB-Verlag tarafından basılarak “Human Being” başlığı ile piyasaya sürülmüştür (*).

Kitapta, felsefe tarihine analitik anlayışın temeli olarak en antagonistik (uzlaşmaz) insan özgünlüğü mahiyeti ile kayda geçmiş olan ruh/bedenikiliği” sorunu, bunun karşıtından, bir “birli” olduğu görüşüyle holistik-bilimsel görüngeden bakılarak irdelenmektedir.

Kitabı bu doğrultuda, insan ve doğa bilimleri ortaklığında konuyu inceleyen çoklu-dallı (multidisipliner) bir bilim olan hüman-etoloji (“insani zoo-psikoloji”) kapsamında kaleme alınmış bir yapıt olarak görmek olanaklıdır. Bu kapsamda sosyallik, bilinç, saldırganlık, bağlanma, öğrenme ve anlık gibi etolojik özgünlükler ele alınarak işlenmektedir.

Kitap hakkında, bu görüngeden bakılarak hakkında belki de aktarılacak daha çok şey olmasına karşın sadece bu kısa tanıtımı yapmakla yetinmekte olmamın nedeniyse, bu tür konuları işleyen yabancı dillerdeki telif nitelikli popüler bilim kitaplarının sayısının son birkaç yıllık dönemde olağanüstü bir hızla artış göstermekte olduğuna dikkat çekmek isteyişimdir.

Hele ABD’nin yayın dünyasında zihin, anlak, bilinç, anlık gibi konuları işleyen popüler bilim kitap sürümü patlamış bir görüntü sergilemektedir. Bu da insan denilen varlığın en yüksek değeri olan entelektüelliğinin giderekten 21. Yüzyılın ana teması haline geleceğinin bir göstergesi olmalıdır.  

Mustafa Özcan (15 Eylül 2015) 
_____________________________________

(*)Gerhard Medicus Being Human Bridging the Gap between the Sciences of Body and Mind
http://www.vwb-verlag.com/Katalog/m582.html (Almanca orijinal baskısı).




14 Ağustos 2015 Cuma

Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez (Deniz Koç, 14 Ağustos 2015)


Yüzyıllık Yalnızlık - Gabriel Garcia Marquez 

Yüzyıllık Yalnızlık, Mocanda denilen hayali bir yerde bir ailenin hayatından hareket ederek Kolombiya toplumunun kuruluşunu mitolojik bir bakışla anlatıyor. 


Büyülü gerçekçilik tekniği ile insanların inançları ile gerçekliğin iç içe geçtiği bir eser. Masalsı anlatım toplumun olaylara bakış açısını vermek için kullanılmış. İlk başta karmaşık gelse de eserin içine girdiğinde müthiş bir okuma zevki veren çok önemli bir kitap. 

Deniz Koç (14 Ağustos 2015)


13 Ağustos 2015 Perşembe

1984 - George Orwell (Atilla Dindiren, 13 Ağustos 2015)


1984 - George Orwell


Modern devlet palavralarından sıkılan İskoç kökenli Hindistan doğumlu George Orwell, çalışmış olduğu polis teşkilatında kazanmış olduğu bilgiyle 1947-1948 yıllarında yazdığı ve ilk kez Haziran 1949'da basılan ‘1984’ politik romanı ile günümüzde vatandaşa karşı oynanan tiyatroyu kitaplaştırmıştır.

Totaliterliğe soyunmuş devlet
-          Basın, tv gibi haber kaynaklarını kontrol eder, propaganda yapar
-          Muhaliflerini, vatandaşını fişler, izler.
-          Düzmece düşmanlar yaratır, bunlarla savaş yapar.
-          Kendine yandaşlar yaratır onlar vasıtası ile iktidarını sürdürür.
-          Dil oyunları ile insanların aklını karıştırıp beynini yıkamaya soyunur.

Artık yabancısı olmadığınız bu kavramların ortasında ayakta kalma savaşı veren kişilerden Winston, mensubu olduğu okyanusya devletinde, orta sınıf memur olarak çalışmaktadır. Ülke, Büyük birader adlı parti liderinin gözetiminde idare edilmektedir. Bir zamanlar aynı davaya hizmet ederken fikirayrılığı dolayısıyla muhalifi Goldstein, yer altı faaliyeti göstermektedir.

Toplum parti görevlileri (iç,dış), proleterya diye ayrılıp görev taksimi yapılıp, devlet nimet, külfetleri paylaştırılmıştır. Yeryüzü ise Okyanusya, Avrasya, Doğu Asya gibi üç ayrı gücün yönetiminde olup bunlar birbirleri ile çatışır görünüp iktidarlarını koruma savaşı verirler. Okyanusya'da halka  iletişim araçları ile propaganda vasıtasıyla yenilgiler bile zafer olarak sunulmaktadır.

Geçmiş sürekli olarak değiştirilerek ve dilde oynanarak istenmeyen terimleri yok edilerek yeni konuş, çift düşün gibi kavramlarla beyin yıkamaya girişilmiştir.

Toplumun ihtiyaçları (din, eğlence, seks, çocuk sahibi olma vs) kısıtlanmış, yasaklanmış, aksini yapanlar takip edilir hale getirilmiş, pişmanlık göstermeyenler cezalandırılmıştır. Kameralarla insanlar izlenerek ‘öğrenilmiş çaresizliğe’ sürüklenmektedir.

Winston, hem çalışıp hem de muhalif fikir geliştirir. Julia adlı bir kadınla ilişkisi kameralara yakalanır. İşkence sonunda sevgilisini suçlar. Sevgilisi de çözülmüştür. Winston sonunda itirafla partisine biat edip Okyanusya'nın sadık vatandaşı olmuştur.

Orwell, politik eleştirisiyle toplumu uyarmaya, seçimlerini doğru yapmak için bilinçlendirmeye çalışmakta olup bunları da ustalıkla kurgulamıştır. Orwell zamanında çok tenkit almış belli ideolojilere karşı olmakla suçlanmıştır.

Devlet ideası için Plato’dan, Machiavelli , Hegel’e kadar çalışmış düşünürler günümüzdeki toplum mühendisliği ile dizayn edilmeye çalışılan devlet modelini görseler ne derlerdi acaba?

Üzerinde düşünülmesi, tartışılması gereken günümüzün en aktüel kitabı.

Okuyan, düşünen herkese tavsiye ederim.

Atilla Dindiren (13 Ağustos 2015)