.

.
.

2 Şubat 2014 Pazar

Derin Basitlik (Deep Simplicity) - John Gribbin (Tarık Akın, 2 Şubat 2014)



Kitabın Adı: Derin Basitlik (Kaos, Karmaşa ve Yaşamın Ortaya Çıkışı).
Yazar: John Gribbin
Çeviri: Arda Barişta ve Alkım Kızıltuğ
Alfa Yayınları, 1. Basım Ekim 2013


Kitap İçeriği:

Dünyada hayatın başlangıcı ve devamı ile ilgili birçok hipotezler ileri sürülmüş ve halen de çeşitli bilimsel bakış açılarından araştırma ve çalışmalar devam etmektedir.

Hayatın başlangıcı yanında, zamanımıza kadar sürdürülebilmiş olması da, ancak evrende geçerli olan temel fizik yasaları olan; kütle çekim yasası, hareket yasaları ve termodinamik yasalarına bağlı olmak üzere kaos ve evrim teorilerinin kombinasyonu ile açıklanabilir.

Newton kütle çekim ve hareket yasalarına göre zaman oku iki yönlüdür. Yasalara göre iki bilardo topunun çarpışması ya da gezegenlerin yörüngeleri üzerindeki hareketleri ters yönde de işleyebilir. Aynı şekilde bu temel yasalara göre bir gaz kütlesinin hareketi molekül ölçeğinde izlendiğinde; her bir molekülün hareketinin tersine çevrilebilir (tersinir) karakterde olması gerekmektedir. Gerçek dünya da ise hareket eden her bir gaz molekülünün sürtünme, basınç, sıcaklık değişimi gibi etkenler dolayısıyla ve termodinamik ile istatistiksel mekaniğin yasalarına bağlı olarak, tersinir olmayan, yani tek yönlü zaman okuna sahip olarak hareketi gerçekleştirdiği gözlemlenir.

Hareketlerin gerçekte tersinir olmaması ve enerji kaybına maruz olması termodinamik bilimi tarafından yasalaştırılmıştır. Termodinamiğin birinci kanununa göre; kapalı bir sistemde toplam enerji miktarı sabittir. İkinci yasa ise; kapalı sistemlerde tüm enerjinin eninde sonunda ısı enerjisine dönüşeceğini ve sıcaklık farkının kaybolacağını ifade eden, ısının akış yönünün sıcaktan soğuğa olduğu gerçeğidir.

Bu termodinamik yasaları çerçevesinde, toplam enerjinin sabit kalmasına rağmen, kullanılabilir (işe dönüştürülebilir) enerji miktarının sürekli azaldığını Clausius yasalaştırmış ve bu durumu entropi artışı olarak adlandırmıştır. Genel anlamda entropi, düzenli durumdan düzensiz duruma geçiş ölçüsü olarak tarif edilmekte olup, tanıma uygun olarak enerjinin yoğunlaşmış hali düzenli durumu, ısı enerjisi örneğinde olduğu gibi sıcaklık seviyesinin tamamen eşitlenmiş olma hali ise düzensiz durumu temsil etmektedir. Gerçek dünyada zaman oku daima entropi artışı yönündedir.

Evrendeki tüm enerji yoğunluklarının, daha az yoğunluktaki enerjilerle eşitlenme eğilimi içerisinde, azalacağı ve entropinin sürekli yükseleceği gerçeği ile, eninde sonunda evrenin hiçbir iş yapma potansiyeli olmayan ve hiçbir metabolizmanın faliyetine olanak tanımayan “ısıl ölüme” maruz kalacağı kabul edildiyse de, kütle çekiminin negatif enerjiye sahip olmasının farkına varılması ve en az entropi artışına sebep olan denge durumlarının keşfi ile bu düşünceden vazgeçilmiştir.

Entropi artışının karakteristik özelliği olan düzenli durumdan düzensizliğe gidiş durumu olasılık hesapları ile açıklanabilir.  Örnek olarak kapalı bir kapta bulunan gaz moleküllerinin bir köşede toplanma olasılığının, kabın içerisinde hemen hemen homojen yayılma durumuna göre ihmal edilebilir seviyede olduğu istatistiksel matematik yardımıyla gösterilmiştir.

Kaos teorisinde sık sık karşımıza çıkacak olan “noktasal çekici” kavramı yine entropi ile açıklanabilir; entropinin en yüksek olduğu konumdan, enerji yoğunlaşmasının sıfır olduğu ve dağılımın en yüksek olduğu nihai konum noktasal çekicidir. Sistem, sanki bu noktaya çekiliyormuş gibi davranır.

Newton’dan sonra Laplace determininst yaklaşımla; evrendeki en büyük cisimlerin de en hafif atomların da hareketlerini izlemek olanaklı olsaydı, tek bir denklemde tüm hareketler bir araya getirilip, cisimlerin daha sonraki hareketlerinin belirlenebileceğini ileri sürdü. Fakat gerçek dünya en basit anlamda belirlenimci olmadığından ve makroskopik sistemlerin davranışları şans ve olası diğer dış etkilerden bağımsız olmadığından bu mümkün değildir. En basit üç bilardo topunun çarpışması sonrası hareketleri, gezegenlerin yörüngelerindeki hareketlerinin kararlı olup olmaması, hiçbir zaman tahmin edilemez kaotik süreçler olarak kalacaktır.

Kaos ve karmaşanın altında yatan sebepler; sürecin doğrusal olmayışı, başlangıç durumuna duyarlılık ve geri bildirimlerdir.

Kaos, genel anlamda sürecin kestirilemeyen, hesaplanamayan akış içerisinde ilerlemesidir. Bu anlamda kaos prensipte bile tamamen raslantısal ve öngörülemezdir.

Düzenden doğan kaos ise, prensipte öngörülebilen kesintisiz bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde, birbirini takip eden aşamalardan oluşur. Tek sorun olayların meydana gelişinden önce, ne olacağını detaylı olarak tahmin etmenin imkansızlığıdır.

Düzenden doğan kaosa türbülans örneği verilebilir; sistem, bir nehir ve yatağında bulunan bir kaya ile izah edilirse, nehirdeki debinin az olduğu durumda su kayanın etrafını dolanır ve diğer tarafta sorunsuzca tekrar bir araya gelir. Debinin artması durumunda, kayanın arkasında hareket etmeyen küçük girdaplar oluşur. Daha fazla debi durumunda yine kayanın arkasında bu sefer hareketli anaforlar oluşurlar ve akış yönünde uzaklaşırlar. Debi dolayısıyla hız artmaya devam ettikçe, daralan bir anafor bölgesi oluşur ve oluşur oluşmaz hemen dağılan anaforlar dalgalı bir yüzeye sebep olur. Yine debinin artışıyla, bu bölgede düzen tamamen bozulur ve öngörülemeyen kaotik hareketler ortaya çıkar. Bu örnekte gözlenen tek değişken parametre suyun debisi ve dolayısıla hızı olup, oluşan kaos durumu başlangıç debisine hassas bağımlıdır.

Düzen ile kaos arasındaki geçiş sürecinde girdapların çatallandığını (fraktel yapı) , daha küçük girdaplara ayrıldığını ve her bir girdapın yok oluncaya kadar yine bölünme eğiliminde olduğunu gözlemleriz. Bu durum kaosun eşiğinde karakteristik olup fraktellerin her biri ana yapının benzeridir. Çeşitli örneklerde kaosa geçiş sürecinde oluşan fraktellerin matematiksel denklemlerle ifadesi mümkün olup iterasyon yöntemiyle grafik haline getirilebilirler.

Fraktel oluşumuna bir kar tanesinin kristal yapısını andıran ve matematiksel olarak Koch eğrisi olarak adlandırılan, kenarlarından üçgen doğuran üçgen grafiği örnek verilebilir. Doğadaki bu benzeşmeler doğadaki bazı oluşumlarda fraktel düzeneğinin etkin olabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde fraktel yapı bize DNA’larda organizmayı oluşturacak kodların, tüm yapıyı en ince ayrıntısına kadar tarif etmek yerine; “n adım boyunca her adımda boyutunu ikiye katla sonra ikiye bölün” gibi talimatlarla çok daha basit olarak verilebileceğini gösterir.

Darwinci evrimin temel ilkeleri; karakteristik özelliklerin sonraki nesillere kalıtım yoluyla aktarılması, bu süreçte olasılıklar ve baskın karakterler dolayısıyla aktarım mükemmel olarak gerçekleşmediği ve farklılıklar oluşması, çevreye en iyi uyum sağlayan bireylerin “doğal seçilim” yoluyla hayatta kalmasıdır.

Canlı türleri çevre koşulları değişmeye başladığında evrimleşme safhasına girerler ve uyum sağlayamayan türler yok olur. Fakat tüm türler değişen çevre koşullarına aynı anda evrimleşme ile reaksiyon gösterdikleri için, o yaşam bölgesinde türler arasında da bir ağ örüntüsü vardır ve bir tür değişime uğradığında, diğer bütün türler de değişime uğramak zorundadır.

Yeryüzünde yaşamın oluşmasının incelenmesi şimdiye kadar, DNA ve amino asitler gibi moleküllerin hücreler içerisinde nasıl iletişimde oldukları gibi konulara yoğunlaşarak yapılmıştır. Yaşamın oluşumu; sanki Mars gezegeninden dünyaya bakıyormuş gibi incelendiğinde bambaşka bir perspektif kazanılır ve yaşam öncesi cansız süreçler, atmosferin kompozisyonu, yüzey sıcaklığının uygunluğu ve yaşamı mümkün kılan parametrelerin kararlılığı gibi etkenler dikkate alınır.

Lovelock tarafından ortaya konan hipotezde; yeryüzü sıcaklığının yaşama elverişli durumda korunması, atmosferin bileşenlerinin yaşam lehine belirli toleranslarda kalması, minerallerin yine canlıların ihtiyacına cevap verecek şekilde denizden karaya ya da tersi şeklinde transferi gibi süreçlerin açıklanmasına çalışıldı. Lovelock’un hipotezine göre; canlılar için uygun ortamın sağlanması ve dengenin korunmasında, bizzat canlıların evrim sürecinin, kaos eşiklerindeki açık termodinamik sistemin, atmosfer ve yeryüzündeki elementlerin miktarının mevcut canlı türleri ile örüntü ağı oluşturmasının büyük rolü olmuştur. Tüm yaşam öncesi cansız fiziksel varlıklar ile yaşamın başlangıcı ve devamında canlı türleri, bir örüntü ağı içerisinde katkıda bulunmuş olmalıdırlar. Ayrıca bu örüntü ağı dünyadaki yaşam koşullarının kendi kendini regüle etmesini sağlamış olmalıdır. Bu hipotez ”papatya dünyası” olarak adlandırılan kurgu ile, yeryüzü başlangıç koşulları içerisinde, siyah ve beyaz papatya olarak iki tür canlının var oluşu senaryosu ile, ve sonradan başka etkenlerin de sürece kurgusal olarak dahil edilmesiyle, yeryüzü sıcaklığının ve atmosferdeki kompozisyon değişikliklerinin nasıl dengelendiği örneğiyle izah edilmiştir.

Laplace’in deyişiyle, “Doğa sadece doğurduğu sonuçlar itibariyle basittir, oysa işleyişi, çoğu zaman çok karmaşık olan çok sayıda olguya az sayıda genel yasa aracılığıyla yaratmasına dayanır”.


Tarık Akın (2 Şubat 2014)


23 Ocak 2014 Perşembe

Zihin (The Mind) (Ümit Ersöz, 23 Ocak 2014)


Zihin (The Mind)

Edge serisinden 2011 yılında “The Mind” ismi ile yayımlanan kitap ülkemizde “Zihin” adı ile Alfa Bilim tarafından Aralık 2013 tarihinde yayımlandı.  Zihin adlı bu kitabı tanıtmadan önce www.edge.org sitesini ve bu oluşum etrafında toplanmış sanatçı, yazar, bilimadamı ve düşünürlerin bu çatı altındaki çalışmalarına kısaca değinmekte yarar var.

Daha önce Kadıköy Düşünce Platformu bloğunda ayrı bir makalede de bahsettiğimiz gibi;

1981-1996 yılları arasında çeşitli yerlerde biraraya gelerek entellektüel konuları tartışan “The Reality Club” adlı grup, 1996 yılından itibaren Edge Foundation çatısı altında ve  www.edge.org adresindeki e-dergi ile tüm dünyaya açılıyor.

1996 yılından günümüze kadar Edge Foundation her yıl bir soru sorup sanatçı, yazar, bilimadamı ve diğer düşünürlerin sorulan sorulara verdikleri yanıtları www.edge.org web sitesinde yayımlıyor”.

Edge Serisi’nin ikinci kitabı olarak Edge Foundation tarafından yayımlanmış olan The Mind (Zihin) adlı kitabın editörlüğü John Brockman tarafından yapılmış ve kitap, 16 ayrı seçkin bilimadamı, uzman, düşünür yazarlar tarafından yazılmış olan toplam 18 ayrı makaleden oluşturulmuş.

Zihin üzerine yorumları ve değerlendirmelerini entellektüel birikimleri ile bu makalelere yansıtmış olan birbirinden seçkin bu yazarlar şunlar; Steven Pinker, George Lakoff, Joseph Ledoux, Geoffrey Miller, Steven Rose, Frank Sulloway, V.S. Ramachandran, Nicholas Humphrey, Philip Zimbardo, Martin Seligman, Stanislas Dehaene, Simon Baron-Cohen, Robert Sapolsky, Alison Gopnik, David Lykken, Jonathan Haidt.

Zihin üzerine düşünmenin yeni yollarının ele alındığı bu farklı makalelerde yazarlar; bilince dair beyin mekanizmaları, beden - zihin ilişkileri, benliğin tüm beynin bütünsel bir özelliği olup olmadığı, zihin üzerine mevcut tartışmaların temelini oluşturan varsayımların günümüzde halen güncelliğini koruyup korumadığı gibi konuları ele alıyorlar.  

The Mind adlı kitabın orijinaline Amazon web sitesinden şu linkten ulaşılabilir http://tinyurl.com/ou2xd9u 

Zihin (Önde Gelen Uzmanlar Beyin, Hafıza, Kişilik ve Mutluluğu Tartışıyor)
Edge Serisi, Editör: John Brockman
Çeviri: Beyza Bilal, Zeynel Gül
Alfa Bilim, 1. Basım: Aralık 2013, 283 sayfa

Ümit Ersöz (23 Ocak 2014)




11 Ocak 2014 Cumartesi

Epistemoloji - Herve Barreau (Atilla Dindiren, 11 Ocak 2014)




Epistemoloji - Hervé Barreau
Çeviren: İsmail Yerguz
Dost Kitabevi


Epistemoloji 20 YY.'da  bilgi felsefesinde , felsefi açınımlı bilgi teorisi  olarak adlandırmak yerinde olur. Bu yüzyılda bilgi adına üretilen kavramlar teoriler deneysel olarak kontrol edilip kavramla gerçekliğin birliği olan bilgiye ulaşılamadığında bu bilgilerin gerçekliğine nasıl ulaşılacaktır. İşte buna cevap  aramak.

Matematik , fizik , tıp, tarih insan ve uygulamalarda bilgi nasıl edilecek nasıl çözümlenecek,  nasıl kullanılır hale getirilecek , nasıl gerçekliği test edilecek dediğimizde epistomoloji bize yardımcı olacak sorgulama bilimi olarak karşımıza çıkar.

Tipik olarak Batlamyus evreninden Galileo evrenine geçiş , bilginin sorgulanması sayesinde olmuştur. Ancak insanların alışkanlıkları doğrultusunda görme ve düşünme eğilimlerini değiştirmek kolay olmamış , zamanın diğer düşünürlerinin itirazlarına rağmen kabulleri birkaç kuşak sonra sağlanabilmiştir.

Darvin'in evrim kuramı hala dünyada tartışma halindedir. Bu bakımdan epistomoloji bilgiye bilgi olma özelliği kazandıracak biricik yöntemdir.

Kitap ;
1.     Tarihte genel bilgi ve bilimsel bilgi
2.     Mantık  ve mantık bilimleri
3.     Metadoloji  ve fizik bilimleri
4.     Tıp ve yaşam bilimleri
5.     İnsan bilimleri ve toplum bilimleri
6.     Bilimsel ve teknik gelişmenin  sosyal , kültürel ve etik amaçlarını inceliyor.

Her dönemde bilime ait olanla , spekülasyonlara bağlı olanı ayırt etmeyi üstlenmiş olan epistemoloji , bilimin insanın öteki maceraları gibi bir macera olduğunu asla unutmaz ve sonuçta onu doğrulayacak olan sadece amaçlarının kesin soyluluğudur.

Atilla Dindiren (11 Ocak 2014)

8 Ocak 2014 Çarşamba

J. Brockman'ın yeni kitabı, “This Explaing Everything:…” (Mustafa Özcan, 8 Ocak 2014)


J. Brockman'ın yeni kitabı, “This Explains Everything:…”


 İnternette büyük beyinleri bir araya getiren site olarak tanıtılan www.edge.org ve ayni isimdeki vakfın kurucusu ünlü düşünür ve popüler bilim derlemecisi John Brockman'ın son zamanlarda ne hakkında yazdığı ile ilgili merakımı gidermek için arama yaptım. www.amazon.com 'da 2013 yılı başında "This Explains Everything: … (bu her şeyi açıklıyor: ...)" adıyla yayımlamış olduğu çeşitli Edge yazarlarının görüşlerini aktaran bir kitabına (*) rastladım. Kitabın işlediği konu beni hayrete düşürdü desem yanlış olmaz.

Kitap, Richard Dawkins, Daniel Dennett, Jared Diamond, Freeman Dyson,  Martin Rees, Mat Ridley, Steven Pinker  gibi tanınmış ve daha az tanınmışlarla birlikte 150 civarındaki yazarın dünyanın, evrenin, kozmosun, toplumun, zihnin nasıl çalıştığına yönelik özgün denebilecek teorik görüş ve varsayımlar şeklindeki önerilerinin bir araya getirilmesinden meydana gelmektedir. Ayrıca kitabın, bir bakıma, 21. yüzyılı anlamlandırmaya yönelmiş kuramsallıkları derlemeye çalışan bir yapıt olduğu da hemen anlaşılmaktadır.

Başka bir ifade ile kitap, tanınmış bilimci, düşünür, yazar ve entelektüel kişilere J. Brockman tarafından yöneltilmiş dünyanın nasıl çalıştığına dair en güzel, en derin ve en şık açıklamanız nedir sorusuna onların bilimsel temelde kuramsal öz taşıyan karşılık olarak verdiği 150 cevabın bir derlemesidir. 

Başlığına, ele alınan konulara ve içeriğine baktığımda  KDP'de (**) yıllardır üzerinde durup çeşitli yönlerini işlediğimiz holistik bilim ve HAK (***) konusunun başka beyinlerce, ancak eklektik olarak ele alınmış diğer bir şekli olduğunu gördüm. Yani Brockman'ın farkında olmadan bizden tematik anlamda "rol (konu) kopyaladığını" görerek hayret ettim.

Bu nedenle KDP-CST'de (****) (*****) Seminerleri’nde yüz yüze işlenen ve ayrıca pek çok elektronik ortamda yazı olarak ele alınan konuların ne denli haklı ve gerçekçi olduğunun olağan dışı bir göstergesi, bir belgesi olma niteliği nedeni ile kitabı hazırladığım bu kısa metinle  KDP Kitap'ta tanınarak olaya dikkat çekmek istedim. 

Söz konusu kitabı inceleyip konu hakkında daha başka görüşlerin iletilmesinin çok yerinde bir çaba olacağı görüşünde olduğumu da yeri gelmişken belirtmek isterim.

Mustafa Özcan (8 Ocak 2014)
_______________

(*****) , Mustafa Özcan


18 Aralık 2013 Çarşamba

Holistik Düşünceye Yönelik 20. Yüzyıl’ın En Önemli 10 Kitabı (Mustafa Özcan, 19 Aralık 2013)


Holistik Düşünceye Yönelik 20. Yüzyıl’ın En Önemli 10 Kitabı

Bu konuyu ele almaya internette http://old.nationalreview.com/100best/100_books.html adresindeki sayfada karşılaştığım geçen yüzyılın en önemli edebiyat dışı 100 kitabını gösteren bir liste neden oldu.

ABD’li National Review dergisine ait bu sayfayı incelediğimde 100’lük Liste’nin bir-iki istisna hariç tarihçi, yazar ve gazetecilerden oluşan 22 kişilik bir grup tarafından hazırlanmış olduğunu gördüm.

Seçilen kitapları inceleyince, grubun yeni­­-muhafazakâr (“neo-con”) siyasi bir çizgiye sahip olduğunu, ancak benim incelemek istediğim felsefi, hümaniter ve bilimsel alanların biraradalığından oluşan holistik düşünce alanı için söz konusu siyasi eğilimin pek de önemli denge bozucu bir etkiye sahip olmadığını anladım.

Sonuçta, KDP-CST’nda göreceli olarak daha az ele alınan teoloji, tarih, biyografi, siyaset ve ekonomi konusu dışındaki kitaplardan olmak üzere doğrudan bilim, felsefe ve hümanitelere yönelik olan 10’lu bir seçki yaparak bunlar hakkında KDP-Kitap Blog’u için bir ilkin (*) olacak olan bu deneme türünden makaleyi hazırlamaya karar verdim.

Deneme hazırlama yolu ile bir bakıma, seküler bakış zeminindeki 20. yüzyıl düşünce dünyasının bilim, felsefe ve hümaniteler ortak alanın bütünü olarak holistik düşüncedeki gelişmelerin kapsam ve yönünü bulmanın olanaklı olacağını sanıyorum.

Ayrıca böylece de, holistik düşünceye temel oluşturabilecek özet entelektüel bir bakış açısını ortaya koyacak yorum niteliğinde olan bir yazıyı bu denemenin ikinci aşaması olarak hazırlamayı sağlamak istiyorum.

Şimdi bunun için ilk önce 10’lu Liste’yi ele alıp kitaplara bir göz atalım.

Bilim: 
           1. Rölativite, A. Einstein.      
           2. “Silent Sring”, R. Carson.
           3. Çifte Sarmal, J. D. Watson.
           4. Feynman’ın Fizik Dersleri, R. P. Feynman.
           5. “Sociobiology”, E. O. Wilson.

Felsefe:
          6. Tractatus Logico-Philosophicus, L. Wittgenstein.
          7. Varlık ve Zaman, M. Heidegger.
          8. Bilimsel Devrimlerin Yapısı, T. S. Kuhn.

Hümaniteler:
          9. Rüyaların Yorumu, S. Freud.
        10. “The Idea of History”, R. G. Collingwood.

Liste’yi yorumlamaya geçmeden önce kitap sayısı seçimi, grup içi sıralama durumu ve diğer bazı dikkate alınması gereken hususlar ile ilgili kısa bir bilgilendirme yapmalıyım.

İlk önce miktarı 10 adette tutarak söz konusu listenin mümkün olduğunca kısa olmasına çalıştım. Ayrıca bilim (sağın anlamda) grubundakiler ile felsefe ve hümaniteler (**) toplamındaki kitap sayılarını beşer adet ile dengeledim. Böylece doğa bilimleri ile insan bilimleri arasında olması gereken dengeyi sağladığımı düşünüyorum.

Yaptığım grup içi kitap sıralaması ise yayımlanış tarihine göredir. Buradaki amacım yayının tarih sırası ile konular arasında bir bağıntının (korelasyonun) olup olmadığını görmekti.

Diğer belirteceğim husus da tırnak içine alınmış olanlar dışında kalan kitapların Türkçe çevirisinin yapılmış olduğudur. Bir de kitapların piyasa kolayca bulunabilmesi için Özgün 100’lük Liste’deki İngilizce adları yerine Türkçe yayındaki adlarını kullandım.  

Öte yandan kaynak adresi araştıracak okuyucu üç gruplu bu sınıflamanın Özgün100’lük Liste’de olmadığını görecektir. Bunu yaparak konu alanlarının ağırlığını anlamak istedim. Ayrıca da bu şekilde Özgün Liste’de neredeyse holistik alana girebilecek bir kaçı dışındaki tüm kitapları 10’lu Liste’ye almayı başardım diyebilirim.

Böylece görülüyor ki Özgün Liste’de, özellikle başta ABD’ye yönelik olmak üzere, hemen hemen tümüyle din, siyaset, ekonomi, tarih ve biyografi gibi beş pragmatik alana ait kitaplar bulunmaktadır.

Şimdi buradan anlaşılacağı gibi, süper güç ABD’nin entelektüel insan topluluğu olarak entelijansiyası, özellikle gücü ve iktidarı temsil eden konuların onulmaz bir cazibesine kapılmış durumdadır. Ama bana kalırsa bu sadece ABD’nin süper güç olmasından kaynaklanmıyor. Eğer ABD halkı bir ulus olarak kabul edilirse, bu onun kökeninin derinlerinde yatan özgül bir durumunun dışa vurumu olmalıdır diye düşünüyorum. Bu da ABD için örtük bir totalitarizmi temsil eden yönetim katındaki  WASP, (White Anglo-Saxon Protestant), karakterinin hala sürdüğünü gösterir.

Ama ayrıca da unutmamak gerekir ki nereden bakılırsa bakılsın, ABD bir başına dünyasal “tin olgusu”nun sadece yedide birini temsil etmektedir. Bu O’nun sadece bu orandaki yeryüzü ağırlığına sahip süper bir ulus-devlet olduğunu gösterir. Yani başka bir deyişle, yeryüzünü yöneten entelektüel kültürünün hegomonik yanının ABD tarafından bütünüyle temsil edildiğini kesinlikle söyleyemeyiz.

Görülüyor ki; sağın ve katı düşüncenin entelektüel birikim alanı olarak bilim, sorgulayıcılık işlevi gören temel alan olarak felsefe ve topluma en geniş bakış görüngesinden bakmayı temin eden betimselci disiplinlerin ortak alanı olarak hümanitelerin ABD’nin kültürel entelektüalizmi içinde pek de öyle önemli bir yeri olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim, Amerikan felsefi doktrini pragmatizm burada esas rolü oynamakta olan düşünce zeminini oluşturmaktadır.

Bu bakımdan, ABD’de toplum planlama ve kontrolünü yürüten yöneticiler için yüksek önem derecesine iye olan liderlik olgusunun örneklemelerle betimi yapılarak öğrenilmesini sağlayan kitaplar olan biyografilerin, otobiyografilerin ve bireyi öne çıkaracak şekilde hazırlanmış tarihsel monografilerin Özgün Liste’de yüksek bir revaçta olması son derece normal karşılanmalıdır.

Gene Özgün Liste’deki topluma yön vermede temel araç olarak işlev gören öteki pragmatik bir boyut olan varsıllığın uygulanışını sağlayan ekonomi-politika konusu ile ilgili kitap sayısının çokluğu görüldüğünde, bunun Amerikan entelektüalizmi için varsıllığın uygulamaya geçirilmesinin nasıl olması gerektiğini öğrenme çabasına yönelik olması nedeni ile kilit önemde olduğu görülmektedir. Bu bakımından Amerikan entelijansiyası nezdinde ABD’de toplum mühendisliğinin uygulama stratejisini oluşturma ve yürütmede ekonomi-politikanın kilit önemde bir yer tuttuğu aşikârdır.

Ayrıca, yöneten-yönetilen diyalektiğinin yöneten tarafı olarak Amerikan entelijansiyasının ‘planla-uygula-denetle’ şeklindeki toplum yönetimindeki sacayağının üçüncü ayağı olarak toplum denetimi sırasında sosyal bir müsekkin işleviyle kullanılmakta olan dinsel etmenin ABD’nin sosyal zihni yaşamında çok etkili olduğu ve etkinliğini hala artırmakta olduğu görülüyor.

***

Önümüzdeki aylarda kitap ve kitaplar hakkındaki bu tür yorum-deneme şeklindeki yazılarımla kitap olgusu ve holistik düşünce alanı arasındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için bu olgunun daha başka yönlerini karşılaştırmalı olarak ele almaya devam edeceğim.

Mustafa Özcan (19 Aralık 2013)
____________________
 (*) İngilizcedeki ‘primigenial’ veya ‘primogenial’ karşılığı olarak zamanda ilk kez üretilmiş, ilk kez ortaya çıkmış, ilk kez olan anlamında kullanılmıştır.
(**) Felsefe de zaten esas olarak hümanitelere, yani insansallıklara dâhildir.