.

.
.

22 Mart 2014 Cumartesi

Marcel Boll’ün Matematik Tarihi Kitabı Üzerine (Mustafa Özcan, 22 Mart 2014)



Marcel Boll’ün Matematik Tarihi Kitabı Üzerine

Bülent Gözkan’ın çevirisi ile İletişim Yayınları Başvuru Dizisi’nden 2003 yılında yayımlanmış olan bu kitap Türkçe’de matematik tarihini özet bir bakış ile gözden geçirmek isteyenler için çok uygun bir seçimdir. Kitabın Fransızca orijinalinin ilk baskısı küçük hacimli “cep kitapları” yayımlamakla ünlü Presses Universtaires de France’ın “Que sais-je?” dizisinin 42’ncisi olarak 1941’de yapılmıştır. Daha sonra pek çok baskısı yapılan kitap Türkçeye 11. baskısından aktarılmıştır.

Kitabın arka sayfasında tanıtım için aşağıdaki açıklama bulunmaktadır.

Matematiğin temel kavramlarını ve matematiğin tarihsel gelişimini kolay anlaşılır bir şekilde okuyucuya ulaştırmayı amaçlayan Marcel Boll, kitabını şöyle tanıtıyor: ''Okuyucu, bu sayfalarda kendisine bir şey öğretilmesi çabasıyla karşılaşmayacaktır. Asıl amacımız sezgisel, uyarıcı ve anlaşılır olmak olduğundan, zaman-dizinsel bir anlatımdan, bir seçkiden vazgeçtik. Bunun yerine, öne çıkan bazı ana düşünceleri, başlangıcından günümüze dek, yanlış adımları da atlamadan, her birini günlük yaşamdan alınan örneklerle, çok sayıda çizelge ve şekillerle aydınlatarak, karşılıklı bağlarını da ihmal etmeden ortaya koymayı uygun bulduk. Bu çalışma, maddi evrenin ve insani çabaların tekniklerine çok yakından bağlı, bu yaşayan ve son derece insani bilimin yapısına çok genel bir bakış sağlamayı amaçlamaktadır.''

Macel Boll (1886-1971)’ün Paris HEC’de verdiği fizik ve kimya dersleri profesörlüğünün yanı sıra hakkında belirtilecek pek çok şeyin en başında 1918-1958 yılları arasındaki 40 yıllık süre içinde yazdığı 45 kitap nedeni ile yazarlığının geldiği söylenebilir. Nitekim Boll’ün sadece “Que sais-je?” dizisinde altı kitabı daha vardır.

Öte yandan yazarın kitaplarında konuları ele alışına örnek olması bakımından Matematik Tarihi’nde izlediği tarzına dair olan bazı saptamalarımı yeri gelmiş iken de kısaca belirtmek istiyorum.

Boll matematiği sezgisel ve deneysel bakış yönünden işleyip irdeleyerek ele almayı yeğlemiştir. Bu kapsamda kitapta matematiğin kavramsal temellerini incelerken konuları matematiksel deneysellik için gerekli olan sezgisel çıkarıma dayalı keşif mantığı temelinde ele aldığı görülmektedir. Bu da yazarın matematiksel temelleri formalizm yerine Platonik idealizm veya diğer bir deyişle realizm perspektifinden bakarak kurguladığını göstermektedir.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse, Boll genelde bilimlerle ilgili yazdığı diğer pek çok kitabında olduğu gibi burada da kitap içeriğini bütünsel (holistik) bakış ile, yani kuram-kılgı bütünlüğü ile ele almayı yeğleyerek yaşam için elzem olan somut gerçekçi bir tutumu benimsemiş görünmektedir.

Yaşamı bu tür anlayış ve kavrayış kapsamında algılamanın gerçeğin olasılıkla en yüksek doğrulukta anlaşılmasında ne denli güçlü olanaklar sergilemekte olduğunu diğer pek çok yazım da vurgulamış olduğumu anımsatmaktan geri durmayacağım.

Mustafa Özcan (22 Mart 2014)

17 Mart 2014 Pazartesi

Sanat ve Estetik Kuramları ve Bireysel Bağlamdaki Değerler - Nejat Bozkurt (Mustafa Özcan, 17 Mart 2014)

Sanat ve Estetik Kuramları ve Bireysel Bağlamdaki Değerler

Akademisyen kökenli felsefeci Nejat Bozkurt tarafından kaleme alınmış olan Sanat ve Estetik Kuramları adlı yapıt (*) kendi konusunda Türkçe’de telif olarak kaleme alınmış ender kitaplardandır.

İki kesimli olan kitabın ilk kesiminde, sanat ve estetik konuları topluca ve genel bir özet olarak holistik bir şekilde ele alırken, çok daha geniş tutulmuş olan ikinci kesimde 20 tanınmış düşünürün bakışı ile sanat ve estetik kuramları konusu çok geniş bir şekilde ama bütünsel olmak yerine ayrık olarak işlenmektedir. Önceki yüzyıl biterken 21. yüzyıl eşiğinde sanat ve estetik konulu kavram ve öğretilerin çok kısa olsa topluca ele alınmakta olduğu bu ilk bölümde konular tarihsel ve postmodern düşüncenin sanata ve estetiğe bakışı bağlamında irdelenerek incelenmektedir.

Ayrıca, öteki yapıtlarında olduğu gibi açık ve anlaşılır bir dil kullanma gayreti içinde olan yazar, kitabın sunuşunda doktora tezi konusunu da kapsamı içine alan sanat ve estetiğin geneli ile ilgili olarak özgül denebilecek kendi düşüncelerini aktarmaktadır.Bu kapsamda özellikle vurgulamak istediğim şey, N. Bozkurt’un benimsediği ‘sanatın, benliği kişiliğe dönüştürme eylemi’ olduğuna dair dikkat çeken aforizmasıdır.

Bu görüş incelenmek için ele alındığında, bunun sanat konusunda yapılabilecek diğer tanımlamaları temellendirmek için ana örüntü özelliği taşıyabilecek bir öznitelik sunmakta olduğu kolayca görülür.

Ancak bunu irdelemeden önce şimdi ilkin ifade içindeki psişik iki kavram üzerinde durmak istiyorum.

Bilindiği gibi, benlik kavramı şimdilerde tüm psikolojik görünge türlerinde genel bir kullanım bulmakla birlikte orijini itibarı ile psikanaliz kökenden gelmekte olan bir terimdir. Nitekim psikolojide derinlikli, yani çocukluk dönemlerine dek inen psişik sorunların çözümlenmesi çabaları esnasında kullanılmakta olan temel bir kavram olarak Freud tarafından benimsenerek ilk kez kullanıma sokulmuştur. Kişilik ise insanın normal gelişim sürecinin daha ileri aşamalarında ulaşabildiği bir sosyal bilinç durumunu belirtmektedir. Kişiliğin oluşmuş olması bireyin benlik ötesi bir bilince sahip olduğunu gösterir. Zihnen hastalık veya bozukluk içinde olmayan her yetişkin bireyin ulaşmış olduğu bu durumun pek çok kipinin bulunduğunu yeri gelmişken belirtmeden geçmeyelim.

Bu saptamalar ışığında ifadenin genel bir değerlendirmesi bize sanat anlayışının bireyde ergin olma durumu ile birlikte ortaya çıkabilecek bir gelişim evresini gerekli kılmakta olduğunu göstermektedir. Bu bakıştan sanat üreten toplumun gelişkin ve ergin bireyler topluluğu olduğunu belirtmek yanlış olmasa gerekir.

Sonuç olarak sanat üretmeyen bir toplumun ileri bir toplum olma olasılığının bulunmadığını söylemek çok yerinde bir saptama olacaktır sanırım.
______________________
(*) Bozkut, N. , (2000), Sanat ve Estetik Kuramları, Asa Kitabevi.

Mustafa Özcan (17 Mart 2014)


21 Şubat 2014 Cuma

Okumanın Tarihi - Alberto Manguel (Emin Çizmeci, 21 Şubat 2014)



OKUMANIN TARİHİ

Yazarı:  Alberto Manguel
Çeviri :  Füsun Elioğlu
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları


Kadıköy Düşünce Platformu-Kitap bloğu takipçilerinin özellikle okumaları gereken bir kitap.
Ünlü yazar Borges'e körlük yaşadığı dönemlerde, on altı yaşında kitap okuyuculuğu yapan yazar, uzun ve verimli yıllar sonrası ulaştığı yerin güzel bir örneğini bizimle paylaşmış.
Kitap Gustave Flaubert’in bir sözü ile başlıyor, “YAŞAMAK İÇİN OKUYUN.”
Neler yok ki bu kitapta; “Sessiz kalmak için okuyun” öğüdünden tutun da, Cervantes’in okuma sevgisi ile sokakta bulduğu kırpık kağıtları bile okuduğuna, neyi okuyacağımıza kendimizin karar vermemiz gerektiğine, sesli ve sessiz okuma süreçlerine, Latincenin 16. yy ortalarına kadar bürokrasinin, din işlerinin ve bilimin dili iken, ana dillerin 16. yy’dan itibaren başlayan etki artışları ile sürece dahil olmaya başlamalarına, okumayı öğrenmenin okur-yazar bir toplumda bir tür üyeliğe kabul töreni olduğuna, kitap malzemelerinin değişim sürecine (kil tablet, papirüs, parşömen, kağıt, bilgisayar), nerelerde okunması gerektiğine (açık havada, tuvalette…), iyi yatak ve kitapların 12. yy’da zenginlik göstergesi olduğuna, Francis Bacon’ın “ kimi kitapların tadına bakılır, diğerleri yutulur, pek azı da iyice çiğnenerek sindirilir” deyişine, günümüz iç mimarlarının odalara raflar dolusu kitap koymaları ya da kütüphane etkisi yaratan duvar kağıdı önererek, mekana seçkin bir hava kazandırmaya çalışmalarına, kitap hırsızlıklarına, okuma yasaklarında nelerin yaşandığına. ABD’de zenciler konulan okuma yasaklarına, Nazi kitap kıyımına, diktatör Pinoche’nin Don Quijote romanını bireysel özgürlüğe davetiye ve geleneksel otoriteye başkaldırı gerekçesiyle yasaklamasına, okuma gözlüğünün 1300’larda İtalya’da bulunduğuna kadar daha neler neler.
Tanıtım yazımı MÖ 4. yy’da edilmiş bir sözle tamamlayayım. “OKUMA BİLENLER İKİ MİSLİ GÖRÜRLER.”
İyi okumalar, iyi görüşler.

Emin M. Çizmeci (21 şubat 2014)







2 Şubat 2014 Pazar

Derin Basitlik (Deep Simplicity) - John Gribbin (Tarık Akın, 2 Şubat 2014)



Kitabın Adı: Derin Basitlik (Kaos, Karmaşa ve Yaşamın Ortaya Çıkışı).
Yazar: John Gribbin
Çeviri: Arda Barişta ve Alkım Kızıltuğ
Alfa Yayınları, 1. Basım Ekim 2013


Kitap İçeriği:

Dünyada hayatın başlangıcı ve devamı ile ilgili birçok hipotezler ileri sürülmüş ve halen de çeşitli bilimsel bakış açılarından araştırma ve çalışmalar devam etmektedir.

Hayatın başlangıcı yanında, zamanımıza kadar sürdürülebilmiş olması da, ancak evrende geçerli olan temel fizik yasaları olan; kütle çekim yasası, hareket yasaları ve termodinamik yasalarına bağlı olmak üzere kaos ve evrim teorilerinin kombinasyonu ile açıklanabilir.

Newton kütle çekim ve hareket yasalarına göre zaman oku iki yönlüdür. Yasalara göre iki bilardo topunun çarpışması ya da gezegenlerin yörüngeleri üzerindeki hareketleri ters yönde de işleyebilir. Aynı şekilde bu temel yasalara göre bir gaz kütlesinin hareketi molekül ölçeğinde izlendiğinde; her bir molekülün hareketinin tersine çevrilebilir (tersinir) karakterde olması gerekmektedir. Gerçek dünya da ise hareket eden her bir gaz molekülünün sürtünme, basınç, sıcaklık değişimi gibi etkenler dolayısıyla ve termodinamik ile istatistiksel mekaniğin yasalarına bağlı olarak, tersinir olmayan, yani tek yönlü zaman okuna sahip olarak hareketi gerçekleştirdiği gözlemlenir.

Hareketlerin gerçekte tersinir olmaması ve enerji kaybına maruz olması termodinamik bilimi tarafından yasalaştırılmıştır. Termodinamiğin birinci kanununa göre; kapalı bir sistemde toplam enerji miktarı sabittir. İkinci yasa ise; kapalı sistemlerde tüm enerjinin eninde sonunda ısı enerjisine dönüşeceğini ve sıcaklık farkının kaybolacağını ifade eden, ısının akış yönünün sıcaktan soğuğa olduğu gerçeğidir.

Bu termodinamik yasaları çerçevesinde, toplam enerjinin sabit kalmasına rağmen, kullanılabilir (işe dönüştürülebilir) enerji miktarının sürekli azaldığını Clausius yasalaştırmış ve bu durumu entropi artışı olarak adlandırmıştır. Genel anlamda entropi, düzenli durumdan düzensiz duruma geçiş ölçüsü olarak tarif edilmekte olup, tanıma uygun olarak enerjinin yoğunlaşmış hali düzenli durumu, ısı enerjisi örneğinde olduğu gibi sıcaklık seviyesinin tamamen eşitlenmiş olma hali ise düzensiz durumu temsil etmektedir. Gerçek dünyada zaman oku daima entropi artışı yönündedir.

Evrendeki tüm enerji yoğunluklarının, daha az yoğunluktaki enerjilerle eşitlenme eğilimi içerisinde, azalacağı ve entropinin sürekli yükseleceği gerçeği ile, eninde sonunda evrenin hiçbir iş yapma potansiyeli olmayan ve hiçbir metabolizmanın faliyetine olanak tanımayan “ısıl ölüme” maruz kalacağı kabul edildiyse de, kütle çekiminin negatif enerjiye sahip olmasının farkına varılması ve en az entropi artışına sebep olan denge durumlarının keşfi ile bu düşünceden vazgeçilmiştir.

Entropi artışının karakteristik özelliği olan düzenli durumdan düzensizliğe gidiş durumu olasılık hesapları ile açıklanabilir.  Örnek olarak kapalı bir kapta bulunan gaz moleküllerinin bir köşede toplanma olasılığının, kabın içerisinde hemen hemen homojen yayılma durumuna göre ihmal edilebilir seviyede olduğu istatistiksel matematik yardımıyla gösterilmiştir.

Kaos teorisinde sık sık karşımıza çıkacak olan “noktasal çekici” kavramı yine entropi ile açıklanabilir; entropinin en yüksek olduğu konumdan, enerji yoğunlaşmasının sıfır olduğu ve dağılımın en yüksek olduğu nihai konum noktasal çekicidir. Sistem, sanki bu noktaya çekiliyormuş gibi davranır.

Newton’dan sonra Laplace determininst yaklaşımla; evrendeki en büyük cisimlerin de en hafif atomların da hareketlerini izlemek olanaklı olsaydı, tek bir denklemde tüm hareketler bir araya getirilip, cisimlerin daha sonraki hareketlerinin belirlenebileceğini ileri sürdü. Fakat gerçek dünya en basit anlamda belirlenimci olmadığından ve makroskopik sistemlerin davranışları şans ve olası diğer dış etkilerden bağımsız olmadığından bu mümkün değildir. En basit üç bilardo topunun çarpışması sonrası hareketleri, gezegenlerin yörüngelerindeki hareketlerinin kararlı olup olmaması, hiçbir zaman tahmin edilemez kaotik süreçler olarak kalacaktır.

Kaos ve karmaşanın altında yatan sebepler; sürecin doğrusal olmayışı, başlangıç durumuna duyarlılık ve geri bildirimlerdir.

Kaos, genel anlamda sürecin kestirilemeyen, hesaplanamayan akış içerisinde ilerlemesidir. Bu anlamda kaos prensipte bile tamamen raslantısal ve öngörülemezdir.

Düzenden doğan kaos ise, prensipte öngörülebilen kesintisiz bir neden-sonuç ilişkisi içerisinde, birbirini takip eden aşamalardan oluşur. Tek sorun olayların meydana gelişinden önce, ne olacağını detaylı olarak tahmin etmenin imkansızlığıdır.

Düzenden doğan kaosa türbülans örneği verilebilir; sistem, bir nehir ve yatağında bulunan bir kaya ile izah edilirse, nehirdeki debinin az olduğu durumda su kayanın etrafını dolanır ve diğer tarafta sorunsuzca tekrar bir araya gelir. Debinin artması durumunda, kayanın arkasında hareket etmeyen küçük girdaplar oluşur. Daha fazla debi durumunda yine kayanın arkasında bu sefer hareketli anaforlar oluşurlar ve akış yönünde uzaklaşırlar. Debi dolayısıyla hız artmaya devam ettikçe, daralan bir anafor bölgesi oluşur ve oluşur oluşmaz hemen dağılan anaforlar dalgalı bir yüzeye sebep olur. Yine debinin artışıyla, bu bölgede düzen tamamen bozulur ve öngörülemeyen kaotik hareketler ortaya çıkar. Bu örnekte gözlenen tek değişken parametre suyun debisi ve dolayısıla hızı olup, oluşan kaos durumu başlangıç debisine hassas bağımlıdır.

Düzen ile kaos arasındaki geçiş sürecinde girdapların çatallandığını (fraktel yapı) , daha küçük girdaplara ayrıldığını ve her bir girdapın yok oluncaya kadar yine bölünme eğiliminde olduğunu gözlemleriz. Bu durum kaosun eşiğinde karakteristik olup fraktellerin her biri ana yapının benzeridir. Çeşitli örneklerde kaosa geçiş sürecinde oluşan fraktellerin matematiksel denklemlerle ifadesi mümkün olup iterasyon yöntemiyle grafik haline getirilebilirler.

Fraktel oluşumuna bir kar tanesinin kristal yapısını andıran ve matematiksel olarak Koch eğrisi olarak adlandırılan, kenarlarından üçgen doğuran üçgen grafiği örnek verilebilir. Doğadaki bu benzeşmeler doğadaki bazı oluşumlarda fraktel düzeneğinin etkin olabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde fraktel yapı bize DNA’larda organizmayı oluşturacak kodların, tüm yapıyı en ince ayrıntısına kadar tarif etmek yerine; “n adım boyunca her adımda boyutunu ikiye katla sonra ikiye bölün” gibi talimatlarla çok daha basit olarak verilebileceğini gösterir.

Darwinci evrimin temel ilkeleri; karakteristik özelliklerin sonraki nesillere kalıtım yoluyla aktarılması, bu süreçte olasılıklar ve baskın karakterler dolayısıyla aktarım mükemmel olarak gerçekleşmediği ve farklılıklar oluşması, çevreye en iyi uyum sağlayan bireylerin “doğal seçilim” yoluyla hayatta kalmasıdır.

Canlı türleri çevre koşulları değişmeye başladığında evrimleşme safhasına girerler ve uyum sağlayamayan türler yok olur. Fakat tüm türler değişen çevre koşullarına aynı anda evrimleşme ile reaksiyon gösterdikleri için, o yaşam bölgesinde türler arasında da bir ağ örüntüsü vardır ve bir tür değişime uğradığında, diğer bütün türler de değişime uğramak zorundadır.

Yeryüzünde yaşamın oluşmasının incelenmesi şimdiye kadar, DNA ve amino asitler gibi moleküllerin hücreler içerisinde nasıl iletişimde oldukları gibi konulara yoğunlaşarak yapılmıştır. Yaşamın oluşumu; sanki Mars gezegeninden dünyaya bakıyormuş gibi incelendiğinde bambaşka bir perspektif kazanılır ve yaşam öncesi cansız süreçler, atmosferin kompozisyonu, yüzey sıcaklığının uygunluğu ve yaşamı mümkün kılan parametrelerin kararlılığı gibi etkenler dikkate alınır.

Lovelock tarafından ortaya konan hipotezde; yeryüzü sıcaklığının yaşama elverişli durumda korunması, atmosferin bileşenlerinin yaşam lehine belirli toleranslarda kalması, minerallerin yine canlıların ihtiyacına cevap verecek şekilde denizden karaya ya da tersi şeklinde transferi gibi süreçlerin açıklanmasına çalışıldı. Lovelock’un hipotezine göre; canlılar için uygun ortamın sağlanması ve dengenin korunmasında, bizzat canlıların evrim sürecinin, kaos eşiklerindeki açık termodinamik sistemin, atmosfer ve yeryüzündeki elementlerin miktarının mevcut canlı türleri ile örüntü ağı oluşturmasının büyük rolü olmuştur. Tüm yaşam öncesi cansız fiziksel varlıklar ile yaşamın başlangıcı ve devamında canlı türleri, bir örüntü ağı içerisinde katkıda bulunmuş olmalıdırlar. Ayrıca bu örüntü ağı dünyadaki yaşam koşullarının kendi kendini regüle etmesini sağlamış olmalıdır. Bu hipotez ”papatya dünyası” olarak adlandırılan kurgu ile, yeryüzü başlangıç koşulları içerisinde, siyah ve beyaz papatya olarak iki tür canlının var oluşu senaryosu ile, ve sonradan başka etkenlerin de sürece kurgusal olarak dahil edilmesiyle, yeryüzü sıcaklığının ve atmosferdeki kompozisyon değişikliklerinin nasıl dengelendiği örneğiyle izah edilmiştir.

Laplace’in deyişiyle, “Doğa sadece doğurduğu sonuçlar itibariyle basittir, oysa işleyişi, çoğu zaman çok karmaşık olan çok sayıda olguya az sayıda genel yasa aracılığıyla yaratmasına dayanır”.


Tarık Akın (2 Şubat 2014)


23 Ocak 2014 Perşembe

Zihin (The Mind) (Ümit Ersöz, 23 Ocak 2014)


Zihin (The Mind)

Edge serisinden 2011 yılında “The Mind” ismi ile yayımlanan kitap ülkemizde “Zihin” adı ile Alfa Bilim tarafından Aralık 2013 tarihinde yayımlandı.  Zihin adlı bu kitabı tanıtmadan önce www.edge.org sitesini ve bu oluşum etrafında toplanmış sanatçı, yazar, bilimadamı ve düşünürlerin bu çatı altındaki çalışmalarına kısaca değinmekte yarar var.

Daha önce Kadıköy Düşünce Platformu bloğunda ayrı bir makalede de bahsettiğimiz gibi;

1981-1996 yılları arasında çeşitli yerlerde biraraya gelerek entellektüel konuları tartışan “The Reality Club” adlı grup, 1996 yılından itibaren Edge Foundation çatısı altında ve  www.edge.org adresindeki e-dergi ile tüm dünyaya açılıyor.

1996 yılından günümüze kadar Edge Foundation her yıl bir soru sorup sanatçı, yazar, bilimadamı ve diğer düşünürlerin sorulan sorulara verdikleri yanıtları www.edge.org web sitesinde yayımlıyor”.

Edge Serisi’nin ikinci kitabı olarak Edge Foundation tarafından yayımlanmış olan The Mind (Zihin) adlı kitabın editörlüğü John Brockman tarafından yapılmış ve kitap, 16 ayrı seçkin bilimadamı, uzman, düşünür yazarlar tarafından yazılmış olan toplam 18 ayrı makaleden oluşturulmuş.

Zihin üzerine yorumları ve değerlendirmelerini entellektüel birikimleri ile bu makalelere yansıtmış olan birbirinden seçkin bu yazarlar şunlar; Steven Pinker, George Lakoff, Joseph Ledoux, Geoffrey Miller, Steven Rose, Frank Sulloway, V.S. Ramachandran, Nicholas Humphrey, Philip Zimbardo, Martin Seligman, Stanislas Dehaene, Simon Baron-Cohen, Robert Sapolsky, Alison Gopnik, David Lykken, Jonathan Haidt.

Zihin üzerine düşünmenin yeni yollarının ele alındığı bu farklı makalelerde yazarlar; bilince dair beyin mekanizmaları, beden - zihin ilişkileri, benliğin tüm beynin bütünsel bir özelliği olup olmadığı, zihin üzerine mevcut tartışmaların temelini oluşturan varsayımların günümüzde halen güncelliğini koruyup korumadığı gibi konuları ele alıyorlar.  

The Mind adlı kitabın orijinaline Amazon web sitesinden şu linkten ulaşılabilir http://tinyurl.com/ou2xd9u 

Zihin (Önde Gelen Uzmanlar Beyin, Hafıza, Kişilik ve Mutluluğu Tartışıyor)
Edge Serisi, Editör: John Brockman
Çeviri: Beyza Bilal, Zeynel Gül
Alfa Bilim, 1. Basım: Aralık 2013, 283 sayfa

Ümit Ersöz (23 Ocak 2014)




11 Ocak 2014 Cumartesi

Epistemoloji - Herve Barreau (Atilla Dindiren, 11 Ocak 2014)




Epistemoloji - Hervé Barreau
Çeviren: İsmail Yerguz
Dost Kitabevi


Epistemoloji 20 YY.'da  bilgi felsefesinde , felsefi açınımlı bilgi teorisi  olarak adlandırmak yerinde olur. Bu yüzyılda bilgi adına üretilen kavramlar teoriler deneysel olarak kontrol edilip kavramla gerçekliğin birliği olan bilgiye ulaşılamadığında bu bilgilerin gerçekliğine nasıl ulaşılacaktır. İşte buna cevap  aramak.

Matematik , fizik , tıp, tarih insan ve uygulamalarda bilgi nasıl edilecek nasıl çözümlenecek,  nasıl kullanılır hale getirilecek , nasıl gerçekliği test edilecek dediğimizde epistomoloji bize yardımcı olacak sorgulama bilimi olarak karşımıza çıkar.

Tipik olarak Batlamyus evreninden Galileo evrenine geçiş , bilginin sorgulanması sayesinde olmuştur. Ancak insanların alışkanlıkları doğrultusunda görme ve düşünme eğilimlerini değiştirmek kolay olmamış , zamanın diğer düşünürlerinin itirazlarına rağmen kabulleri birkaç kuşak sonra sağlanabilmiştir.

Darvin'in evrim kuramı hala dünyada tartışma halindedir. Bu bakımdan epistomoloji bilgiye bilgi olma özelliği kazandıracak biricik yöntemdir.

Kitap ;
1.     Tarihte genel bilgi ve bilimsel bilgi
2.     Mantık  ve mantık bilimleri
3.     Metadoloji  ve fizik bilimleri
4.     Tıp ve yaşam bilimleri
5.     İnsan bilimleri ve toplum bilimleri
6.     Bilimsel ve teknik gelişmenin  sosyal , kültürel ve etik amaçlarını inceliyor.

Her dönemde bilime ait olanla , spekülasyonlara bağlı olanı ayırt etmeyi üstlenmiş olan epistemoloji , bilimin insanın öteki maceraları gibi bir macera olduğunu asla unutmaz ve sonuçta onu doğrulayacak olan sadece amaçlarının kesin soyluluğudur.

Atilla Dindiren (11 Ocak 2014)

8 Ocak 2014 Çarşamba

J. Brockman'ın yeni kitabı, “This Explaing Everything:…” (Mustafa Özcan, 8 Ocak 2014)


J. Brockman'ın yeni kitabı, “This Explains Everything:…”


 İnternette büyük beyinleri bir araya getiren site olarak tanıtılan www.edge.org ve ayni isimdeki vakfın kurucusu ünlü düşünür ve popüler bilim derlemecisi John Brockman'ın son zamanlarda ne hakkında yazdığı ile ilgili merakımı gidermek için arama yaptım. www.amazon.com 'da 2013 yılı başında "This Explains Everything: … (bu her şeyi açıklıyor: ...)" adıyla yayımlamış olduğu çeşitli Edge yazarlarının görüşlerini aktaran bir kitabına (*) rastladım. Kitabın işlediği konu beni hayrete düşürdü desem yanlış olmaz.

Kitap, Richard Dawkins, Daniel Dennett, Jared Diamond, Freeman Dyson,  Martin Rees, Mat Ridley, Steven Pinker  gibi tanınmış ve daha az tanınmışlarla birlikte 150 civarındaki yazarın dünyanın, evrenin, kozmosun, toplumun, zihnin nasıl çalıştığına yönelik özgün denebilecek teorik görüş ve varsayımlar şeklindeki önerilerinin bir araya getirilmesinden meydana gelmektedir. Ayrıca kitabın, bir bakıma, 21. yüzyılı anlamlandırmaya yönelmiş kuramsallıkları derlemeye çalışan bir yapıt olduğu da hemen anlaşılmaktadır.

Başka bir ifade ile kitap, tanınmış bilimci, düşünür, yazar ve entelektüel kişilere J. Brockman tarafından yöneltilmiş dünyanın nasıl çalıştığına dair en güzel, en derin ve en şık açıklamanız nedir sorusuna onların bilimsel temelde kuramsal öz taşıyan karşılık olarak verdiği 150 cevabın bir derlemesidir. 

Başlığına, ele alınan konulara ve içeriğine baktığımda  KDP'de (**) yıllardır üzerinde durup çeşitli yönlerini işlediğimiz holistik bilim ve HAK (***) konusunun başka beyinlerce, ancak eklektik olarak ele alınmış diğer bir şekli olduğunu gördüm. Yani Brockman'ın farkında olmadan bizden tematik anlamda "rol (konu) kopyaladığını" görerek hayret ettim.

Bu nedenle KDP-CST'de (****) (*****) Seminerleri’nde yüz yüze işlenen ve ayrıca pek çok elektronik ortamda yazı olarak ele alınan konuların ne denli haklı ve gerçekçi olduğunun olağan dışı bir göstergesi, bir belgesi olma niteliği nedeni ile kitabı hazırladığım bu kısa metinle  KDP Kitap'ta tanınarak olaya dikkat çekmek istedim. 

Söz konusu kitabı inceleyip konu hakkında daha başka görüşlerin iletilmesinin çok yerinde bir çaba olacağı görüşünde olduğumu da yeri gelmişken belirtmek isterim.

Mustafa Özcan (8 Ocak 2014)
_______________

(*****) , Mustafa Özcan